13 Aralık 2018, 14:04
Birilerinin en büyük arzusunun diğerleri için büyük bir derde dönüştüğü bir ülkede yaşamak ciddi bir entelektüel çaba gerektiriyor. Sonuçta nasıl yaşayacağımız felsefi bir sorun. Çocukların, kendilerine güvenini yok etmemek, onları kendi kararlarını özgürce alabilen ve seçimlerinin sorumluluğunu taşıyan özerk bireyler olarak yetiştirmek benim amacım. Bu ideale ulaşmak için düşünmeye ve öğrenmeye devam ediyorum. Fakat sistem ne yazık ki bu idealden gittikçe uzaklaşıyor.
Kendine güvenen, yapabileceğine inanan, eleştiri kabul eden, başkalarıyla birlikte dünyayı değiştirebileceğine inanan bir insan tipi her düzende makbul değil. Ezilmeye dayanan, bir grubun emeğini ve enerjisini diğerine aktarmayı kolaylaştıran ve meşrulaştıran sistemler kişi olmayı zorlaştırmak için ideolojik önlemler alırlar. Gelecekte ezilmenin hiç sorgulanmayacağı bir toplum kurulmak isteniyorsa bugün Diyanet İşleri Başkanı’nın Kuran okumayan çocukların şeytanın eline düşeceği biçimindeki açıklamaları kesinlikle tam isabet. Çocuk şeytandan gerçek bir varlık olarak korkar; onun dinde sembolik bir anlam taşıdığını henüz anlayamayacağı için. Çocukları ha şeytan, ha öcü, ha canavarla korkutmuşsunuz çok büyük fark yok. Onları korkuyla büyütüyorsunuz sonuç olarak, gerçek olmayan hayali varlıklarla dolu bir zihin yaratıyorsunuz.
Fakat kabul etmek lazım: Çocukların içine korkunun yerleştirilmesi korkak, duyarsız ve itaatkâr kuşaklar yetiştirmek için gereklidir. İnsanın kendini yurttaş gibi değil de, her an her şeyini kaybedebilecek tebaa gibi hissetmesi için daha fazla neler yapılabilir? Malumunuz, korku soruyu öldürür. Bir korku ortamı varsa zaten insanlar soru sormaya çekinir. Bu yüzden korku şiddetin anasıdır derler, zira en büyük şiddet sessizlikte yaşanır. Dil yok edilmeli, çünkü dil ezilmeyi görünür kılar.
Üstümüze vazife olmayan hiçbir şeye karışmama tavrımızı daha da inceltip geliştirelim lütfen biz. Böyle davranabildiğimiz için daha vahşi bir sömürünün koşulları tesis edilecek. Hayat her zaman acımasızdı zaten, öyle olmaya doğal olarak devam mı edecek? Hayatın akışı öyle akıldan yoksun, tuhaf ve saçma bir hale geldi ki. Halka söylenen yalanlar basit ve saçma, oysa hakikatler gayet karmaşık. O zaman insanların çoğunluğunun hakikatle ilişkisi kesilse de olur. Hakikatin öneminin kalmadığı bir dünyada insan deneyimi de tüm acılığına rağmen tuhaflaşır, saçmalaşır, komikleşir. Eugene Ionescu’nun Gergedanlar adlı oyununda aniden mekâna gergedanlar girer. Herkes varolmak için yapması gerekeni yaptıkça hayatımızın içine gergedanlar girecek. İşte iktidarın hesaplayamadığı şey bu.
Ben gerçek bir varlık olmayan şeytan, Kuran okumayan çocukların odalarına giremesin diye entelektüel bir mücadele vermeye talibim. İşte benim yeni misyonum. Fakat sokaklarda, alışveriş merkezlerinde gergedanların dolaşmaya başladığını umarım sizler de görebiliyorsunuzdur. Değerlerin savunulamadığı, sadece kişiler arası ilişkilerle sınırlı kaldığı bir dünya bulantının dünyasıdır. Kimsenin hakkını arayacak kadar sisteme güvenmediği bir dünyada şeytan, çocuk odalarında değil sistemin içinde aranmalı. Önce hikâye kitapları okumalı çocuklar, örneğin dünya edebiyatı. Başka insanların da, hangi dine inanırlarsa inansınlar insan olduklarını böylece öğrenebilirler. Bir de dünyadaki haksızlıkları içlerine sindirmemek gerektiğini anlarlar. Çocuklar şeytanı Tanrı’ya isyan eden bir melek olarak bilsinler sadece, kötülüğün kaynağını açıklamaya çalışan dini bir öyküdeki ilginç bir kişilik olarak tanısınlar. Şeytan, Tanrı’yı çok sevdiği ve insandan kıskandığı için Tanrı’ya isyan etmiş. Demek ki çok sevmek ve haksızlığa uğradığını düşünmek de birini kötü yapabilir. Dini hikâyelerden böyle dersler çıkarabiliriz. İlginç, eski öyküler bunlar, insanların kendilerine bir yön verme ve iyi ve doğru olanı yapma çabalarından bize kalan anlam tortuları. Hepsi bu.


Yorum Yaz