29 Mayıs 2026
Sosyoloji dersi için hazırlanmış olan iki farklı kitabı incelediğimizde zaman zaman iktidarın kendi ideolojik anlayışını yansıtan bölümlerle karşı karşıya olduğumuzu belirtmeliyim öte yandan metinler içerisinde birbirinden farklı ideolojik düşüncelere sahip isimlere yer ayrılmış olmasını da olumlu karşılıyorum. Burada asıl vurgu yapılması gereken hususun ise hazırlanan müfredat kadar bu müfredatın okutulacağı gençlerin alt yapısının oluşturulmuş olması gerçekliği meselesi olduğunu düşünüyorum.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye yüzyılı maarif modeli adı altında 2023-2027 eğitim ve öğretim yılından itibaren kademeli olarak uygulanacak olan sosyoloji dersi öğretim programına ilişkin olarak 24 Mart 2026 tarihli yazıda yer alan içeriği bu yazıda ele almaya çalışacağım. Bakanlığın ‘İslam Bilim Tarihi’, ‘Astronomi ve Uzak Bilimleri’, ‘Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi’, ‘Demokrasi ve İnsan Hakları’, ‘İklim, Çevre ve Yenilikçi Çözümler’, ‘Mantık’, ‘Psikoloji’, ‘Sosyoloji’, ‘Matematik Uygulamaları (I-II)’, ‘Sosyal Bilim Çalışmaları (I-II-III)’, ‘Temel Düzey Matematik’ ve ‘Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi’ derslerine ilişkin olarak düzenlemeler yaptığını bu vesileyle eklemiş olayım. Burada kendi alanım sosyoloji üzerinden hazırlanan içerik ile ilgili düşüncelerimi paylaşacağım.
“Sosyoloji; toplumun yapısını, onu oluşturan kurumları ve bu kurumlar arasındaki ilişkileri, kültürel örüntüleri ve toplumsal değişim süreçlerini inceleyen bir sosyal bilim dalıdır. Bu disiplin, bireysel deneyimleri tarihsel süreçler ve toplumsal bağlamı içinde ele alır; görünüşte kişisel olan sorunların (işsizlik, yoksulluk, göç vb.) ardındaki toplumsal dinamikleri, güç ilişkilerini ve kültürel yapıları ortaya çıkarır. Böylece, özel olanda genel olanı, benzerlikler içinde farklılıkları görmeyi mümkün kılar …Programda medeniyet, modernleşme, oryantalizm, İslam karşıtlığı gibi sosyolojiye ilişkin anahtar kavramlara özel önem verilmiştir. Bu kavramlar, öğrencilerin günümüz sosyolojik meselelerini tarihsel boyutlarıyla kavramalarına ve bu konularda bilinç geliştirmelerine katkı sağlar. Klasik sosyolojide hâkim olan pozitivist yöntem ve tarih anlayışının yerine programda sosyal gerçekliğin zamana ve zemine göre farklı olduğunu kabul eden anlama duyarlı yorumlayıcı yaklaşımlar benimsenmiştir. Böylece öğrenciler, kültürel farklılıklara saygılı ve toplumsal aktörlerin kendi hayatlarına yüklediği anlamlara duyarlı bir bakış açısı kazanmaya yönlendirilir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Öğretim Programları Ortak Metni esas alınarak hazırlanmış olan Sosyoloji Dersi Öğretim Programı; bilgi aktarımına dayalı klasik eğitim modellerinden ayrılarak öğrencilerin toplumsal olgu ve sorunları tarihsel ve sosyolojik bağlamlarıyla analiz etmelerini, özgül koşullar içinde değerlendirmelerini sağlayan anlamlandırma süreçlerini ön plana çıkarır. Bu yaklaşım, öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeye odaklanır. Programın temel amacı; öğrencilerin toplumsal olaylara ilişkin farkındalıklarını artırmak, onları aktif, sorgulayıcı, eleştirel ve çözüm odaklı bireyler olarak yetiştirmektir. Bu hedef doğrultusunda öğrenme-öğretme süreçleri öğrenci merkezli, yaşantısal öğrenmeye dayalı ve sorgulamayı teşvik eden bir anlayışla kurgulanmıştır” (s.4).
Siyah olarak işaretlediğim yerlerin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmeliyim. Öncelikle sosyolojiye ilişkin anahtar kavramlar olarak medeniyet, modernleşme, oryantalizm ve İslam karşıtlığı kavramlarının seçilmiş olması daha en başından hazırlanan programın belirli bir angajman doğrultusunda ortaya konulduğunu göstermektedir. Öteki kavramın üzerinden İslam karşıtlığına bir geçiş yapılabilirdi öte yandan son dönemde Gazze’de yaşananlar karşısında dünyanın farklı coğrafyalarında verilen tepkilere yakından bakıldığında iktidarın belirtmiş olduğu bir İslam karşıtlığı durumunun söz konusu olmadığı da söylenebilir. Ancak asıl mesele anahtar kavramlar olarak neyi seçtiğiniz kadar neleri dışarıda bırakmakta oluşunuzdur. Buradaki ikinci siyahla işaretli yerde klasik sosyolojideki pozitivist paradigmanın karşısında hermeneutik dediğimiz yorumsamacı paradigmanın benimseneceği iddiası dikkat çekici. Sosyoloji alanında hangi görüşten gelirse gelsin biraz alana ilişkin fikir sahibi olan bütün sosyologlar bu noktada farklı bakış açıları üzerinden var olan duruma ilişkin yaklaşımlar geliştirilebileceğini ve bunun hangisini kullanırsanız kullanın sosyoloji denilen alanın rahatsız edici olacağını söyleyecektir ki Zygmunt Bauman bunu şu şekilde ifade etmektedir: “Alışkanlıkların ve karşılıklı olarak birbirlerini pekiştiren inançların hükmü altındaki bu bildik dünya ile karşılaştığında, sosyoloji, herkesin işine burnunu sokan ve sıklıkla sinir bozucu bir yabancı gibi davranır. Sosyoloji ‘sakinler’ arasında kimsenin, bırakın yanıtlanmayı sorulduğunda bile hatırlamadığı sorular sorarak rahat ve sesiz hayat tarzını bozar. Bu gibi sorular belli olan şeyleri bulmacaya dönüştürür; bildik olanı bilmedikleştirir.
Türkiye’de uzun zamandır üniversitelerde devam eden alışkanlığın bu kez maarif modeli adı altında orta öğretim programlarına da sirayet ettiğini görüyoruz. Öğrenme çıktıları, hedefler, esaslar ve nihai noktada her şeyin ölçümlenebilmesi üzerinden yürütülen bir anlayışın dolaşıma sokulması. Bu noktada şu ifadeleri dikkatinize sunuyorum. “Sonuç olarak Sosyoloji Dersi Öğretim Programı; Türkiye’nin tarihsel ve kültürel gerçekliklerine duyarlı, çağdaş eğitim ilkeleriyle uyumlu, öğrenciyi aktif öğrenen ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirmeyi hedefleyen bütüncül bir yapıya sahiptir. Program, öğrencilere hem yerel-toplumsal hem de küresel olguları analiz etme ve anlamlandırma becerisi kazandıracak güçlü bir akademik ve pedagojik altyapı sunmaktadır. Böylece sosyolojik bilinç ve yetkinliklerle donatılmış bireyler yetiştirilerek toplumsal gelişime katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 2. maddesinde ifade edilen ’’Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçları’’ ve ’Temel İlkeleri’’ esas alınarak hazırlanan programla öğrencilerin 1. Sosyolojik kavram ve olguları günlük yaşamdan örneklerle açıklamaları,
- Sosyal bilimler ve sosyoloji terminolojisini kullanarak toplumsal meseleleri sözlü ve yazılı olarak ifade edebilmeleri,
- Toplumsal olgu ve sorunları sosyolojik perspektifle analiz etme ve değerlendirme becerisi kazanmaları,
- Bilimsel, sistematik ve kanıta dayalı düşünme yetisi geliştirmeleri,
- Temel sosyoloji kuramlarını tartışmalarda etkin biçimde kullanabilmeleri,
- Edebiyat, sinema, görsel sanatlar gibi kültürel ürünleri sosyolojik açıdan çözümleyebilmeleri,
- Hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne, etik ilkelere uygun, farklı görüşlere saygılı sosyolojik tartışmalar yapabilmeleri,
- İnsan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı bir bilinç geliştirmeleri,
- Disiplinler arası bağlantılar kurarak sentezleyici sosyolojik düşünceler ortaya koyabilmeleri,
- Analitik ve eleştirel sosyolojik bakış açısı edinerek bunu yaşam boyu sürdürebilmeleri amaçlanmaktadır” (s.5).
Akademide son yirmi beş yıldır düzenli olarak farklı birimlerde derslere girdim ve ne yazık ki son on yıldır öğrencilerin kendilerini ifade edebilme düzeylerinin giderek azaldığına şahit oluyorum. Bunda hiç şüphesiz üniversite aşamasına gelen öğrencilerin ilkokuldan başlayarak lise son sınıfa kadar geçen on iki yıl içerisinde almış oldukları eğitimin kalitesinin müthiş azalmasının büyük etkisi bulunuyor. Şimdi Millî Eğitim Bakanlığımız bizlere ortaöğretim düzeyindeki gençlerimizin ikinci maddede olduğu gibi kendilerini yazılı olarak ifade edebilmelerinden bahsediyor. Ne yazık ki bu durum için çok daha köklü yapılması gereken işlerimizin olduğunun altını çizmek zorundayım. Altıncı maddedeki kültürel ürünleri sosyolojik açıdan çözümleyebilme maddesinin ise son derece iddialı olduğunu söylemek zorundayım çünkü toplam yetmiş iki saatlik (haftada iki saat süresince) eğitim süresi boyunca bütün bunları başarabilmenin mümkün olabileceğini düşünmek hiç inandırıcı gelmiyor.
Sayfa altıdan itibaren bu programın uygulanabilmesine ilişkin esaslara yer veriliyor ki burada sürekli olarak -meli, -malı ifadeleri üzerinden yürüyen bir anlayış ile karşı karşıya kalıyoruz. Sayfa yedide öğrenme kanıtları (ölçme ve değerlendirme) kısmında öğretmenlerden beklenenler ile eldeki durum arasındaki uçuruma ilişkin söylenmesi gereken çok ama çok fazla şey var ki işte bunlardan bir tanesini örnek olarak buraya aynen alıyorum: Performans görevleri, öğrenme sürecine odaklanan değerlendirme yaklaşımları için uygundur. Öğrencilere günlük yaşamla ilişkilendirilebilecek, özgün ve anlamlı araştırma ya da uygulama görevleri verilmeli; elde edilen çıktılar üzerinden yapılandırılmış geri bildirim sağlanmalıdır. Bu yaklaşım, öğrencilerin eleştirel düşünme, yorumlama, ilişkilendirme ve çözüm üretme becerilerini geliştirmeye katkı sunar. Programda her ünitede okul içi ve okul dışı öğrenme ortamlarını da kapsayacak şekilde planlanan performans görevlerine yer verilmiştir. Bu görevlerin çıktıları arasında rapor hazırlama, sunum yapma, akademik ya da yansıtıcı metin yazma gibi ürünler yer alabilir. Bu ürünlerin değerlendirilmesi sürecinde kullanılacak ölçütler; ilgili öğrenme çıktısının süreç bileşenleri, görev türü ve bağlam dikkate alınarak oluşturulmalıdır. Ayrıca öğretmenler gerekli gördüklerinde öğrencilerden süreç boyunca yaptıkları çalışmaları içeren öğrenci ürün dosyası isteyebilir. Bu dosyalar hem sürecin izlenmesinde hem de gerektiğinde sonuç değerlendirmesinde kullanılabilir (s.8). Haftada iki ders saatinden bütün bunların yapılabilmesi ne kadar mümkün olacak sorusu yanıtlanmayı bekliyor. Bir diğer soru ise diğer derslerde de buna benzer eğilimler olduğunda öğrencilerin ne yapacağı meselesinde düğümleniyor.
Öğrenme ve öğretme yaşantıları kısmındaki ifadelere dikkatle bakıldığında hem öğretmenlere artık başka bir misyonun da yüklendiğini anlamaya başlıyorsunuz hem de bütün söylenenlere karşın istenilenin bambaşka olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Buradaki ifadeler bir nevi yıllar önce TRT ekranlarında çocuklar için hazırlanan etkinlikler için neyi nasıl yapacağımız anlatılırken işte burada yapılmışı var düşüncesi ile önümüze çıkartılan örnekleri andırıyor. “Her ünite için öğrenme-öğretme yaşantılarında yer alan temel kabuller ve köprü kurma kısımları, öğrencilerin ön bilgilerini göz önünde bulundurarak yeni öğrenmelerle bağ kurmalarına olanak tanımaktadır. Bu kapsamda öğrencilerin sahip olması gereken ön bilgiler programda net bir şekilde tanımlanmış, bu bilgilere sahip olma düzeylerinin tespiti için ön değerlendirme yöntemleri detaylandırılmıştır. Böylece hem yeni öğrenmelerin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi sağlanmakta hem de varsa öğrenme eksiklikleri belirlenip giderilmektedir. Öğrencilerin ön bilgileriyle yeni kazanımlar arasındaki bağlantılar köprü kurma yöntemiyle sistematik şekilde yapılandırılmıştır; bu yaklaşım, öğrenmenin sürekliliği ve bütünlüğü açısından kritik bir öneme sahiptir. Öğrenme yaşantıları uygulanırken ön değerlendirme sürecinde öğrencilerin temel kabullerde yer alan bilgiye sahip olma durumlarının kontrol edilmesi, gerekli durumlarda temel kabullere ilişkin öğrenme ihtiyaçlarının karşılanması beklenmektedir (s.8). Burada önceden verili olanların alınması arzu edilen bir program var karşımızda! Amaç eleştirel düşünmek mi yoksa ne veriliyorsa onu almak mı?
Yeni dönemin sihirli kelimesi dijital öğrenme kavramı da metinde unutulmamış. “Öğrenme-öğretme süreçlerinde okul içi ve okul dışı uygun öğrenme ortamlarının planlanması sırasında öğrenme çıktılarının kapsamı, öğrencilerin bireysel farklılıkları ve okulun fiziksel ve teknolojik imkânları göz önünde bulundurulmalıdır. Dijital öğrenme ortamları, ulusal ve uluslararası projeler mümkün olduğunca programa entegre edilmeli; millî ve dinî bayramlar, mahallî kurtuluş ve kutlama günleri, belirli gün ve haftalar gibi kültürel etkinlikler, öğrencilerin yaşadıkları toplumu sosyolojik bir perspektifle anlamalarına imkân tanıyacak şekilde değerlendirilmelidir” (s.9). Öğrencilerin bireysel farklılıkları ve okulun fiziksel ve teknolojik imkanları göz önünde bulundurulmalıdır ifadesinin ülkemizdeki birbirinden farklı okullar açısından büyük farklılıklara haiz olabileceği gerçeğini de daha en başından kabullenmişiz. Buna bir de dijital öğrenme ortamlarını eklediğinizde araya ne isterseniz koyabiliyorsunuz.
Birinci ünite sosyolojinin doğuşunu içermekte olup on altı saate karşılık gelmektedir. Bu ünitede öğrencilere sosyolojinin kuruluşu öncesindeki düşüncelerden örnekler sunulmakta ve burada başta İbn-i Haldun olmak üzere Aristoteles, Vico, Saint Simon gibi düşünürlere yer verilmektedir. Ardından sosyolojinin kurucu babaları olarak adlandırılan Comte, Marx, Durkheim ve Weber’e yer verilmekte olup Bauman’ın Sosyolojik Düşünmek ve Mills’in Sosyolojik Tahayyül isimli kitaplarından örnekler sunulmaktadır. Buraya kadar gayet iyi giden metinde öğrencilerin sosyolojik düşünme biçimlerine ilişkin şu ifadelere yer verilmesi ise kafa karışıklığı yaratmaktadır: “Öğrencilere son yıllarda yoğunlaşan küresel göç sorununa ilişkin bilgi notu ve yönlendirici sorular verilir. Bu sorular çerçevesinde öğrencilerin birbirlerine saygı duyarak ve fikirlerinin eleştirilmesine açık olarak tartışması sağlanır (E3.5, D14.1). Süreçte göçün bireysel bir seçim değil ekonomik, siyasal faktörlerle gerçekleşen sosyolojik bir problem olduğu vurgulanır. Tartışma sürecinde öğrencilerin göçü sosyolojik olarak yorumlamaları istenir (SDB2.1, KB2.18). Göç sorunu hakkında sosyolojik düşünme biçimine uygun çıkarımlar yapmaları sağlanır (SDB2.2, KB2.10). Süreç, açık uçlu sorularla değerlendirilebilir” (s16). Göçün çok boyutlu bir olgu olduğu gerçeğinin altının çizilmesi çok daha yerinde olurdu.
İkinci ünitede Türkiye’de modernleşme ve sosyoloji konusu toplamda on dört saatlik yer içerisinde ele alınmaktadır. Öğrenme çıktıları ve süreç bileşenleri kısmına geldiğimizde ise yaldız dökülmeye başlıyor ve bu kadar kısa süre içerisinde bütün bunların anlatılabilmesinin nasıl mümkün olacağı sorusu daha en baştan yanıtsız kalıyor. “SOS.11.2.1. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e modernleşmenin neden ve sonuçlarını yorumlayabilme a) Osmanlı’da başlayıp Cumhuriyet Dönemi’nde derinleşerek devam eden modernleşmenin nedenlerini inceler. b) Osmanlı’da başlayıp Cumhuriyet Dönemi’nde derinleşerek devam eden modernleşmenin sonuçlarını inceler. c) Modernleşmenin sonuçlarını tarihsel bağlamda sorgular. ç) Modernleşmenin nedenlerini ve sonuçlarını tarihsel bağlamda yeniden ifade eder.
SOS.11.2.2. Türkiye’de sosyolojinin doğuşu ve gelişim sürecini tarihsel bir kurgu içinde yapılandırabilme a) Türkiye’de sosyolojinin gelişim sürecine ilişkin olay, olgu ve düşünsel yönelimleri inceleyerek nedensel ilişkiler ortaya koyar. b) Ortaya koyduğu ilişkileri tarihsel bağlamda bütünleştirerek uyumlu bir bütün oluşturur.
SOS.11.2.3. Türk modernleşmesinin Türk edebiyatına yansımasını yorumlayabilme a) Edebî eserlerde modernleşme konusunu inceler. b) İncelediği konuyu sosyoloji ile ilişkisi içinde bağlamdan kopmadan yazılı/sözlü metne dönüştürür. c) Eserlerdeki ilgili düşünceleri anlamı değiştirmeden kendi cümleleriyle ifade eder” (s19). Sürenin bu kadar kısıtlı olduğu bir ortamda bütün bunların nasıl olacağını geçtim kendini ifade etme ve anlatma kısmı için de dili kullanmak gerekiyor ki ne yazık ki eğitim sistemimiz içerisinde çocuklarımıza, gençlerimize bu alışkanlığı verebilmiş değiliz. Bu bölümdeki olumlu hususlar ise Türk edebiyatı eserleri ile sosyoloji arasında bağlantı kurma kısmı son derece yerinde bir yaklaşım olmuş. Burada Sadullah Paşa’nın 19.Asır Manzumesi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mahur Beste, Mehmet Akif Ersoy’un Asım, Tevfik Fikret’in Haluk’un Defteri, Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı, Cemil Meriç’in Bu ülkeeserlerinden yararlanılmaktadır. Osmanlı’da başlayan modernleşme hareketleri ve batılılaşma ile ortaya çıkan ikili insan tipi konusunda Ahmet Mithat’ın Felatun Bey ve Rakım Efendi romanı son derece iyi bir örnek olabilirdi. Diğer önemli nokta ise bu konudaki tartışmalara ilişkin olarak Said Halim Paşa, Niyazi Berkes, Nurettin Topçu ve Şerif Mardin gibi isimlerin görüşlerinden örnekler veriliyor olmasıdır. Türkiye’nin farklı ideolojik yaklaşımlara mensup olan isimlerinin eserlerinin öğrencilere sunulacak olmasını önemli buluyorum ancak burada da dikkat edilmesi gereken hususun öğretmenlerin eliyle bazı isimlerin öne çıkartılıp bazılarından hiç bahsedilemeyecek olması ihtimalidir. Burada Said Halim Paşa, Baykan Sezer, Attila İlhan, Orhan Türkdoğan, Mete Tuncay gibi isimlere yer veriliyor. Olumsuz kısma geldiğimizde ise öğrencilere Ziya Gökalp ve Sabahattin Bey’in biyografileri üzerinden sosyoloji anlayışları hakkında bilgi notu verilmesi ifadesindeki Prens Sabahattin’in Sabahattin Bey haline dönüştürülmüş olmasıdır. Sosyoloji kitaplarının yanı sıra bütün bilgi sitelerinde kabul edilen bir ismi kafanıza göre değiştirebilme lüksüne sahip olamazsınız.
Üçüncü ünite kültür ve toplumsal yapı başlığını taşımakta olup on iki saatlik bir kısma denk gelmektedir. Öğrenme ve öğretme yaşantıları kısmının temel kabuller bölümünde şu ifade dikkat çekicidir: “Öğrencilerin kültür, toplum ve gelenek kavramları ile toplumsal yapı hakkında temel bilgilere sahip olduğu kabul edilir” (s.24). Temel bilgilere sahip olduğu ön kabulü ile yola çıkan bir anlayış var karşımızda, bu ülkenin yedi farklı coğrafi bölgesinde birbirinden çok farklı evlilik, cenaze vb. ritüellerin olduğu gerçeğini daha en başından göz ardı etmiş oluyoruz. Burada performans görevi olarak öğrencilere tavsiye edilen husus tam da bu yazmış olduğumuz meseleyi gözler önüne serecek cinsten. “Performans görevi olarak öğrencilerden iş birlikli olarak çevrelerindeki büyüklerden ve güvenilir kaynaklardan düğün, cenaze, yeni doğan ritüelleri, kılık-kıyafet, yemek gibi konulardan birinde meydana gelen değişme ile ilgili araştırma yapmaları ve çalışma sonuçlarını sınıfta sunmaları istenebilir (E1.3). Sunum dereceli puanlama anahtarı kullanılarak değerlendirilebilir” (s.25). Öğrencilere zenginleştirme adı altında “Sabahattin Bey’in Osmanlı toplumsal yapısının dönüşümü üzerine düşüncelerini “âdem-i merkeziyet” ve “teşebbüs-i şahsî” kavramları üzerinden inceleyerek rapor hazırlamaları istenebilir” (s.27). Prens Sabahattin’in kavramları aynen duruyor ancak Prens kısmı kaldırılıp yerine Bey eklenmiş.
Dördüncü ünitede toplumsal kurumlar on altı saat içerisinde ele alınıyor. Buradaki ana sorun beş kurum üzerinden toplumsal hayatı anlamlandırma meselesidir. Aile, Eğitim, Din, Ekonomi ve Siyaset kurumlarına odaklanılıyor. Aile kurumuna ilişkin olarak öğrencilerden; “Boşanma oranlarının artışı, çocuk sayısının azalması, akrabalık ilişkilerinin zayıflaması, aile üyelerinin dağınıklığı (farklı şehirlerde çalışan, okuyan aile üyeleri), ailenin kurulma ve sona erme biçimi, çocuk ve yaşlı bakımı, ev temizliği gibi aileye yönelik hizmetlerin yaygınlaşma sı gibi konular üzerinden günümüz aile yapısı ile ilgili akıl yürütmeleri istenir. Aile sıcaklığını anlatan bir edebî eser alıntısı üzerinden öğrenciler ailenin önemini fark ederek aile birliğinin sağlanması noktasında sevgi, saygı ve güvenin gerekli olduğu hakkında yargıda bulunur” (s.30-31). Keşke burada sosyologlardan örneklere yer verilmiş olsaydı. Eğitim kurumunda Ziya Gökalp ve Sabahattin Bey’in eğitime dair fikirlerinden örnekler sunuluyor. Prens ifadesi yine yok sayılmış. Din kurumunda öğrencilere P.Berger’in Dinin Sosyal Gerçekliği adlı kitabının kısa bir özetinin verilecek olması son derece önemli. Ekonomi kısmı geçiştirilmiş duygusu uyandırıyor ve sosyologlardan örnek yok. Siyaset kurumu için de benzer bir ifade kullanabilirim çok daha eskiye gitmek yerine güncel örnekler sunulabilirdi. Zenginleştirme kısmı için öğrencilere sunulması düşünülen isimlerin yerinde olduğunu ve öğrenciler için ufuk açıcı olacağını söyleyebilirim. Kemal Tahir Devlet Ana, İdris Küçükömer (Düzenin Yabancılaşması içerisindeki Türkiye’de sağ ve sol ayrımına ilişkin ifadelerinin üzerinde durulması ancak kitabın isminin anılmadan bunlara vurgu yapılması), Nurettin Topçu Türkiye’nin Maarif Davası, Şerif Mardin Din ve İdeoloji, Nizamülmülk Siyasetname ve Sabri Ülgener.
Beşinci ünite güncel sosyolojik meseleler başlığını taşımakta olup on saatle sınırlandırılmıştır. Burada içerik çerçevesi olarak İslam Karşıtlığı, Küreselleşmenin Toplumsal Etkileri ve Yapay Zekâ Kaynaklı Toplumsal Sorunlar seçilmiştir. “Öğrencilerin kültürel ayrımcılık, küreselleşme ve dijital teknolojiler hakkında temel bilgilere sahip olduğu kabul edilir” (s.35). Burada belirtilen temel bilgilere sahip olduğu kabulü de sorunlu bir duruma karşılık gelmektedir. Batıda İslam karşıtlığına ilişkin olarak Alev Alatlı’nın düşüncelerinden örnekler sunulurken küreselleşmenin toplumsal etkileri ve yapay zeka kaynaklı toplumsal sorunlar kısmı için öğrencilere herhangi bir düşünürün eserinden örnek verilmemektedir. Oryantalizm, Hegemonya, Emperyalizm kavramları için Edward Said, Gramsci, A.Negro gibi düşünürlerin eserleri örnek olarak verilebilirdi.
Sosyoloji Dersi 2 için birinci ünitede bilim sosyolojisi kısmına yirmi saatlik zaman ayrılmıştır. Temel kabuller içerisinde “Öğrencilerin bilimin özelliklerini, toplumsal işlevlerini ve tarihsel gelişimini bildikleri kabul edilir” (s.39). Bu ifadelerin de genel geçer bir anlayışa dayandığını söylemek durumundayım. “Performans görevi olarak öğrencilerden bilimsel bilginin güç yapılarıyla olan ilişkisini eleştirel bir bakışla sorguladıkları dijital sunum hazırlamaları ve sınıfta sunmaları istenebilir. Bu çerçevede öğrencilerden iş birlikli olarak nükleer teknolojinin hem enerji hem savunma sanayii bağlamında devletlerin güç politikalarıyla nasıl ilişkilendiğini göstermeleri istenebilir. Öğrenciler bu kapsamda şu soruları cevaplar: “Savaşlarda nükleer enerji tesislerinin hedef alınması nasıl yorumlanabilir?”, “Bilimsel bilgilere dünyanın her tarafından bilim insanları ulaşabilir mi?”, “Bilimsel gelişmeler daha çok toplumun ihtiyaçlarından mı, yoksa devletlerin rekabet ve prestij kaygılarından mı beslenir?”, “Bilimsel bilgi üretiminde etik ilkeler mi yoksa ekonomik–politik çıkarlar mı daha belirleyici olmaktadır?”, “Beyin göçünün nedenleri ve sonuçları nelerdir?” Öğrenciler bu kapsamda hazırladıkları sunumu sınıfta paylaşır” (s.41). Buradaki ifadeler dikkat çekici bir nitelik arz etmekle birlikte sürenin bütün bunları yapmaya nasıl yeteceği sorusu yanıtlanmayı beklemektedir.
İkinci ünitede örnek sosyolojik uygulamalar başlığına 48 saat ayrılmaktadır. İçerik çerçevesi güncel toplumsal meseleler olarak şu alt başlıklarda ele alınacaktır:
a) Aile, Sosyalizasyon ve Suç İlişkisi
b) Okul Kültürü
c) Akran Nezaketine Aykırı Davranışlar
ç) Dezavantajlı Gruplar
d) Afetler ve Toplum
e) Dikkat Ekonomisi” (s.43).
Aile bağlarının zayıflamasının sosyalizasyon süreci üzerindeki olumsuz etkileri incelenirken suç sosyolojisine ilişkin metinlerden de örnekler sunulabilirdi örneğin. Bu noktada son dönemde okullarda yaşanan şiddetin yarattığı etkileri de göz önünde bulundurduğumuzda okul kültürü içerisinde akran zorbalığı kelimesini kullanmamak için yazılanlar son derece komik kaçıyor. “Öğrencilere akran nezaketine aykırı davranışlar sorununa ilişkin sosyal-psikolojik gelişimleri göz önünde bulundurularak yazılı-görsel olay örnekleri ve bu örneklere ilişkin istatistiksel veriler, medya içerikleri ve yönlendirici sorular verilir… Öğrencilerin iş birlikli olarak akran nezaketine aykırı davranışlar hakkında sosyolojik düşünme biçimine uygun çıkarımlar yapması sağlanır” (s.44-45). Sorunumuzun akran zorbalığı değil akran nezaketine aykırı davranışlar olarak kavramsallaştıran bir anlayış olduğunu bu metin bize göstermiş oluyor. Dezavantajlı gruplara ilişkin metin örneği verilmediğini görüyoruz. “H. Simon’un (H. Saymın) “Enformasyon bolluğu dikkat kıtlığı yaratır.” sözü hatırlatılır ve içeriklere erişimin sınırsızlaştığı çağımızda asıl değerli hâle gelen şeyin insanın dikkati olduğu vurgulanır. Öğrencilerden sosyal medya ve diğer dijital platformların hangi yöntemlerle (bildirimler, algoritmalar, kısa süreli videolar, kişiselleştirilmiş içerikler) dikkatlerini sürekli olarak çekmeye çalıştığını kendi deneyimlerin den örneklerle tartışmaları istenir (KB2.18). Öğrencilerin dikkat ekonomisi sorununun nedenlerini sorgulaması sağlanır. Süreçte soru-cevap tekniği kullanılabilir. Öğrenciler den sürekli dikkatlerinin çalınmasının hayatlarının hangi alanlarında sorun çıkardığı konusunda (ders çalışmada odaklanma, aile içi ilişkilerin zayıflaması, uyku düzeni, zaman yönetimi, zihinsel yorgunluk) akıl yürütmeleri istenir (KB2.16)” (s.46).
Sosyoloji dersi için hazırlanmış olan iki farklı kitabı incelediğimizde zaman zaman iktidarın kendi ideolojik anlayışını yansıtan bölümlerle karşı karşıya olduğumuzu belirtmeliyim öte yandan metinler içerisinde birbirinden farklı ideolojik düşüncelere sahip isimlere yer ayrılmış olmasını da olumlu karşılıyorum. Burada asıl vurgu yapılması gereken hususun ise hazırlanan müfredat kadar bu müfredatın okutulacağı gençlerin alt yapısının oluşturulmuş olması gerçekliği meselesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü on iki yıllık eğitim süreci içerisinde bizim eğitim anlayışımızın çocuklarımıza, gençlerimize kendi dillerini, kültürlerini, kültürel ürünlerini içselleştirebilecek bir vasfı ortaya koyamadığını düşünüyorum. Bununla bağlantılı olarak ne yabancı dil ne matematik ne de fizik, kimya, biyoloji gibi alanları öğretebiliyoruz. Özellikle son on yıl içerisinde gerileyen eğitim kalitesi sonrasında bu durumun etkilerini üniversite aşamasında da fazlasıyla gördüğümüzü belirtmek durumundayım. Neyi yapıp yapmayacağımızın ötesinde gerçekten eleştiren, sorgulayan ve düşünen bir gençlik yetiştirmek isteyip istemediğimiz sorunu orta yerde durmaya devam ediyor. Değişen dünya dengeleri içerisinde her iki kitap bünyesinde de yer verilen güncel kavramların içini doldurabilmek durumundayız. Sosyolojinin önemini şu iki farklı ismin düşüncesiyle ortaya koymanın belki de tam sırasıdır. Türkiye’de kıymetini bilemediğimiz Behice Boran’a göre sosyoloji, toplumu değiştirip dönüştürme ve çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmanın bilimidir. Peter Berger’a göre ise sosyoloji, aynı zamanda bir ‘bilinç türü’, bir bakış açısıdır. ‘Toplumun içindeki insanı, insanın içindeki toplumu’ görmeyi sağlayan bir bakış açısı.
Bayramınız mübarek olsun.


Yorum Yaz