Cevap vermek, düşünmeye kıyasla ne kadar basit, ne kadar zavallı bir eylem, öyle değil mi? – Ali NESİN

“Bugün çok ilginç ve bence çok değerli bir deneyim yaşadım. Anlatmak isterim, hatta illa ki anlatmalıyım.

Bir ortaokul geldi Köy’e. Beşinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar 40-50 kadar öğrenci.

İlk soruma hemen herkes anında doğru cevap verdi. Zaten amaç da buydu. Derse mutlu başlasınlar.

İkinci soruyu sordum. Doğal olarak biraz daha zor bir soru. Ohooo… Her kafadan bir ses, parmaklar havada uçuşuyor, cevaplar havada çarpışıyor. Biri dışında hepsi de yanlış. Baktım cevap vermeye çok odaklanmışlar, hiç düşünmüyorlar, “Size 5 dakika mühlet, dedim, 5 dakika daha düşünün, sonra cevap verin. Daha önce kimse parmak kaldırmayacak.” İkna etmesi hiç kolay olmadı. Bazıları cevap vermek istedi, engelledim, “düşün, dedim, biraz daha düşün.” Beş dakika sonra cevapları aldım. İki kişi daha doğru cevaba ulaşmıştı ama diğerleri yanlıştı. Beş dakika daha süre verdim. Yerlerinde duramıyorlar ama, cevabı vermek için yanıp tutuşuyorlar, içleri içlerine sığmıyor. Doğru cevap verenlerin sayısı arttı. Sonra problemin cevabını tahtada açıkladım. (Öğrencilerden birine de açıklatmış olabilirim, unuttum şimdi. Genellikle öyle yaparım çünkü.)

Üçüncü soru hatırı sayılır biçimde daha zordu. Ama ne gam, yine doğru cevabı anında bulmak için çırpınıyorlar. On dakika süre verdim. Fayda etmedi. Bir 10 dakika daha. I-ıh… Düşünmeyi reddediyorlar, buldukları sandıkları ilk cevapta kalemi bırakıyorlar. Baktım olacak gibi değil, mutlaka bir şey yapmalıyım, bu böyle devam edemez. Umudumu yitirmek üzereyim. Dramatik bir çözüm bulmalıyım.

– Bakın, dedim, ben sınıftan çıkacağım. Hemen yandaki terastayım. İster yalnız çalışın, ister hep beraber, ama birbirinizi ikna edin ve tek bir cevapla gelin. Cevabın peşinde değil, gerçeğin peşinde olun. Tahtada da çalışabilirsiniz. Sınıf sizin. Benim akşama kadar zamanım var. Hadi bakalım… dedim ve sınıftan çıktım.

Pencereden arada bir göz atıyorum içeriye. Acayip yoğun biçimde çalışıyorlar. Yirmi kadar öğrenci tahtanın önünde, bir o kadarı sıralarda. Kendilerinden geçmişler… Kimileri sakin, kimileri kavga dövüş. Göz yaşartıcı bir sahne. Otorite sınıftan çıkınca nasıl da beyinlerini kullanıyorlar.

Bir saate yakın çalıştılar. Şunları videoya çekeyim dedim. Ben videoya çekerken üçü beşi aynı anda doğru cevabı buldu. Sevinç çığlıklarını görecektiniz. Yaşamaya değer bir sahneydi.

Çözümü herkese açıkladıktan sonra şöyle bir konuşma geçti aramızda:
– Hoşunuza gitti mi?
– Evet!
– Cevap vermek mi daha hoş, cevabı bulamadan düşünmek mi?
– Düşünmek!
– Gerçeği anlamaya çalışmak zor mu?
– Evet!
– Ama çok zevkli değil mi?
– Evet!
– Doğru cevap umurunuzda mı?
– Hayır!
– Cevap vermek, düşünmeye kıyasla ne kadar basit, ne kadar zavallı bir eylem, öyle değil mi?
– Öyle!

Muhteşem bir deneyimdi gerçekten. İlk defa yaptım bunu, daha sık yapmalıyım.

Ne yazık ki videoya çekememişim, ne olduysa. Onun yerine geçen haftadan kalan bir videoyu sunuyorum. Sahne benzerdi çünkü. Öğrenciler sadece birkaç yaş daha küçük.”

(Ali NESİN  – 18 Mart 2018)

Bugün çok ilginç ve bence çok değerli bir deneyim yaşadım. Anlatmak isterim, hatta illa ki anlatmalıyım.Bir ortaokul geldi Köy'e. Beşinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar 40-50 kadar öğrenci. İlk soruma hemen herkes anında doğru cevap verdi. Zaten amaç da buydu. Derse mutlu başlasınlar. İkinci soruyu sordum. Doğal olarak biraz daha zor bir soru. Ohooo… Her kafadan bir ses, parmaklar havada uçuşuyor, cevaplar havada çarpışıyor. Biri dışında hepsi de yanlış. Baktım cevap vermeye çok odaklanmışlar, hiç düşünmüyorlar, "Size 5 dakika mühlet, dedim, 5 dakika daha düşünün, sonra cevap verin. Daha önce kimse parmak kaldırmayacak." İkna etmesi hiç kolay olmadı. Bazıları cevap vermek istedi, engelledim, "düşün, dedim, biraz daha düşün." Beş dakika sonra cevapları aldım. İki kişi daha doğru cevaba ulaşmıştı ama diğerleri yanlıştı. Beş dakika daha süre verdim. Yerlerinde duramıyorlar ama, cevabı vermek için yanıp tutuşuyorlar, içleri içlerine sığmıyor. Doğru cevap verenlerin sayısı arttı. Sonra problemin cevabını tahtada açıkladım. (Öğrencilerden birine de açıklatmış olabilirim, unuttum şimdi. Genellikle öyle yaparım çünkü.)Üçüncü soru hatırı sayılır biçimde daha zordu. Ama ne gam, yine doğru cevabı anında bulmak için çırpınıyorlar. On dakika süre verdim. Fayda etmedi. Bir 10 dakika daha. I-ıh… Düşünmeyi reddediyorlar, buldukları sandıkları ilk cevapta kalemi bırakıyorlar. Baktım olacak gibi değil, mutlaka bir şey yapmalıyım, bu böyle devam edemez. Umudumu yitirmek üzereyim. Dramatik bir çözüm bulmalıyım. – Bakın, dedim, ben sınıftan çıkacağım. Hemen yandaki terastayım. İster yalnız çalışın, ister hep beraber, ama birbirinizi ikna edin ve tek bir cevapla gelin. Cevabın peşinde değil, gerçeğin peşinde olun. Tahtada da çalışabilirsiniz. Sınıf sizin. Benim akşama kadar zamanım var. Hadi bakalım… dedim ve sınıftan çıktım. Pencereden arada bir göz atıyorum içeriye. Acayip yoğun biçimde çalışıyorlar. Yirmi kadar öğrenci tahtanın önünde, bir o kadarı sıralarda. Kendilerinden geçmişler… Kimileri sakin, kimileri kavga dövüş. Göz yaşartıcı bir sahne. Otorite sınıftan çıkınca nasıl da beyinlerini kullanıyorlar.Bir saate yakın çalıştılar. Şunları videoya çekeyim dedim. Ben videoya çekerken üçü beşi aynı anda doğru cevabı buldu. Sevinç çığlıklarını görecektiniz. Yaşamaya değer bir sahneydi.Çözümü herkese açıkladıktan sonra şöyle bir konuşma geçti aramızda:- Hoşunuza gitti mi?- Evet!- Cevap vermek mi daha hoş, cevabı bulamadan düşünmek mi? – Düşünmek!- Gerçeği anlamaya çalışmak zor mu?- Evet!- Ama çok zevkli değil mi?- Evet!- Doğru cevap umurunuzda mı?- Hayır!- Cevap vermek, düşünmeye kıyasla ne kadar basit, ne kadar zavallı bir eylem, öyle değil mi?- Öyle!Muhteşem bir deneyimdi gerçekten. İlk defa yaptım bunu, daha sık yapmalıyım.Ne yazık ki videoya çekememişim, ne olduysa. Onun yerine geçen haftadan kalan bir videoyu sunuyorum. Sahne benzerdi çünkü. Öğrenciler sadece birkaç yaş daha küçük.

Ali Nesin paylaştı: 18 Mart 2018 Pazar

Yorum Yaz