OTOMATİK PORTAKAL VE BELİRLENİMCİLİK / Zeynep DİREK

05 Kasım 2020

Film yönetmeni Handan Öztürk ile ayda bir yaptığımız Film ve Felsefe Instagram yayınımızın üçüncüsünde Stanley Kubrick’in 1971 yapımı Otomatik Portakal’ını konuştuk (Programları Youtube kanalımda bulabilirsiniz). Film Anthony Burgess’in romanından uyarlanmış. Handan’ın programın başında belirttiğine göre, yazarın romanı yazma amacı özgür iradeyi savunmak ve insanlara makine gibi muamele edilmesine itiraz etmekmiş. Ben de filmi felsefi bir bakışla izlediğimde baştan sona bir özgürlük ve belirlenimcilik tartışması görmüştüm. Hatta programa hazırlanırken Daniel C. Dennet’in Alfa yayınlarından Emrah Günok’un mükemmel çevirisiyle 2019 yılında yayımlanmış Özgürlük Alanı’nın Sınırları başlıklı kitabını neredeyse yarılamıştım.

Dennet sıkı bir belirlenimci, yani tüm seçimlerimizin, eylemlerimizin belirlenmiş olduğunu öne sürüyor. Bir seçimin belirlenmiş olması ne demektir? Diyelim ki iki alternatif, a ile b arasında bir seçim yapmaya çalışıyoruz, a’yı seçmek için de b’yi seçmek için de bazı sebepler var. Ama a’yı seçmekten kaçınmak ve b’yi seçmemek için de bazı sebepler olabilir. Bir seçim yaparken seçmek ve seçmemek için gerekçeleri tartıyoruz. Burada olumlu ve olumsuz gerekçelerle birkaç kez üstünden geçerek yaptığımız hesap, düşünüp taşınmaya denk düşer. Etik kararları verme usulümüze ilişkin bu tarif, o kararları düşünmeye fırsat bulamadan verdiğimizde veya çok hızlı vermek zorunda kaldığımızda işe yaramaz gibi görünür. Ama belki de bilinçli bir hesaptan önce de zihin otomatik süreçleriyle çalışmakta ve zaten çoktan kurulmuş olan nörolojik bağlantılar o hızlı kararı vermemizde etkili olmaktadır.

Başkalarını öldürerek korku yaratmak için yapılan bir intihar saldırısını ele alalım, bu siyasi edim mağduriyet duygusu ve hınçla belirlenmiştir. Eylemci neye samimi bir biçimde inanıyorsa onun tarafından belirlenmiştir. Çoğunluğun haklı bulduğu bir amaç uğruna ve başkaları için de direnmek adına, sadece kendisini öldürmeye girişen birisi de, örneğin açlık grevi yapan biri diyelim, bunu bir eylem biçimi olarak doğru bulan ve destekleyen bir siyasi gelenek ve kitle tarafından belirlenmiştir. Bunun altını çizmekle eylemcinin ‘kandırılmış’ veya ‘başkalarına kanmış’ olduğunu ima etmiş olmuyoruz. Belirlenim kimsenin eylemini değersizleştirmez, ama o geleneği anlama, sorgulama ve itiraz etme hakkımız da saklıdır.

Dennetvari belirlenimcilik çok karmaşık neden sonuç ilişkilerinden söz ediyor. Bir olayın veya görüngünün tekil nedeni her zaman sınırsızca bir çoğulluk içerisinde bulunur. Biz o olaya veya görüngüye bir neden tayin etmeye çalıştığımızda epistemolojik olarak takip edilebilir ve kontrol edilebilir tekil bir nedeni o çoğulluğun içerisinden çekip öne çıkarır; onu bir ‘sebep’ veya ‘gerekçe’ olarak sunarız. Elbette kontrol edemediğimiz ve çoğulluğun içinden çıkaramadığımız belirlenimler de var. Böyle hallerde tek bir neden bulma arayışımızdan vazgeçiyoruz.

Özgürlüğü savunan bazı filozoflar ve ilahiyatçılar sanki bilincimiz dünyadaki tüm belirlenimleri kuşbakışı seyrederek uçan bir kuşmuş da, sonra nedensizce, dilediği herhangi bir dala konuvermiş gibi konuşabiliyorlar. Oysa belirlenimcilik özgür uçuş imgesine dayanan dini de ahlakı da zora sokuyor. Belirlenim varsa ve belirlenim ile özgür irade bağdaştırılamazsa ahlaki anlamda özne ve sorumluluk ortadan kalkar, kimseyi yaptıklarından dolayı yeremez ve övemez hale geliriz, ‘kötü’ seçimleri ve davranışları yüzünden insanlardan nefret etmek ve onları cezalandırmak da meşru olmaktan çıkar ve anlamsız hale gelir.

Dünyayı anlamlandırma biçimimiz kendimizi eylemlerimizden sorumlu fail gibi düşünmemize, yani özgür iradeye dayanıyor. İçimizde özgür olduğumuza ilişkin güçlü bir his de var. Kant buna aşkın özgürlük olgusu adını verir. Belirlenimcilik bunun bir yanılsama olduğunu söylüyor. Bazı yanılsamalar kaçınılmaz ve faydalı olabilir, eğer söz konusu yanılsama olmasaydı ‘kötü’yü olduğu gibi kabul etmek gerekecekti.

İyi değeri tarafından belirlenmiş olarak, iyi kötüye hakim olsun, her durumda daha iyi olanı yapalım istiyoruz. Fakat zaten belirlenim söz konusu ise, iyi olan için çaba harcamak ne demektir? Belki de yapmamız gereken şey herhangi bir bağlamda veya durumda imkanları, yani alternatifleri ortaya çıkarma yeteneğimizi etkinleştirmek, başka belirlenimleri, sebep sonuç dizilerini fark etmek ve paylaşmaktır. Özgür olmanın başka bir anlamı, iyi olmanın bundan başka bir yolu olmayabilir. O halde, belirlenimcilik ile kaderciliği birbirine karıştırmamak gerekir. Çabalarımızın yaratacağı fark ya bir takım zaten varolan belirlenimleri güçlendirmek ya daha önce fark edilmeyen belirlenimleri görünür ve etkili kılmak adınadır. Belirlenmişliği savunmak, bireylerin kaçınılmaz bir biçimde kendi kaderlerini yaşıyor oldukları anlamına gelmez. Her uyarım, nedenler sistemine dahil edilen her yeni girdi zerresi sonuçları değiştirebilir.

 

Kaynak: Kadıköy Gazete

Yorum Yaz