MEB’e çağrı: Okulları açık tutmanın, sınıfları seyreltmenin binbir yolu var / Adnan GÜMÜŞ

 27 Ağustos 2021 

 

Adnan Gümüş

 

İnsanı diğer canlılardan ayırıcı özellik, AMAÇLI varlık olmasıdır. İnsan çevresindeki mevcut duruma olduğu gibi uyan değil onu kendi amaçları doğrultusunda uyarlayabilen bir canlıdır. Yoksa ottan bir farkı kalmaz.

Amacınız Afganistanlaşmak ise Afganistanlaşırız. Amacınız uygarlaşmak ise uygarlaşma yolunda yol alırsınız.

Amacınız okulu kolayca kapatmak ise kapatırsınız. Amacınız okulları açık tutmak ise okulları açık tutmanın binbir yolu var.

MEB’in okulları tam zamanlı yüz yüze açıyoruz kararı, nihayet, 1.5 yıl gecikmeli olsa da, okulların olmazsa olmaz örgün eğitim ve yaşam alanları olduğunun farkında olan başta TTB olmak üzere, bazı veli derneklerinin, sendikaların, anne babaların, eğitimcilerin, MEB’in bazı bürokratları ve öğretmenlerinin duyarlılıklarının ve çağrılarının da etkisi olduğu, isabetli sevindirici bir karardır.

Mart 2020’den beri ısrarla yazıyorum. Okulları ikame edecek başkaca bir yaşam alanımız yok. Okullar ve üniversiteler her koşulda açık tutulmalıdır ve açık tutulabilir. Bunun tek istisnası kısa süreli tüm ülkedeki karantinalar olabilir.

Okullar aynı hastaneler, fırınlar, haneler gibi HER KOŞULDA AÇIK tutulabilir. Elbette bunun gerekleri olacak. Bir odadan bir odaya geçmek için bile yapılan gerekler, eylemler vardır. Yan odaya gitmeye karar vereceksiniz, kalkacaksınız, yürüyeceksiniz, yan odaya geçeceksiniz. Yani irade, karar, eylem-etkinlik her iş için gereklidir.

Elbette aynı bir hanede veya insanın bulunduğu herhangi bir yerde olduğu üzere okullar için de derslik, ulaşım, havalandırma, tuvalet-lavabo, su-beslenme, maske, mesafe, aşılama, test, takip süreci çeşitli gerekler vardır. Tüm bu gerekler İNSAN nasıl YAŞIYOR ise, HANELER nasıl açıksa, OKULLAR da AÇIK iken yapılacak gereklerdir.

KALABALIK ŞUBELERİ 15 GÜNDE SEYRELTMENİN BİNBİR YOLU

Şimdi en kritik aşamalardan biri ilk 3-4 hafta olup MEB’e, okul yöneticisi, öğretmen ve velilere çok iş düşmektedir.

Bugünlerde veli ve öğretmenlerin en öne çıkan kaygısı bazı şubelerin kalabalık oluşu, bazı okullarda derslik başına 25 ve üstü öğrenci mevcutlarıdır.

Aslında bu fiziki sorun, sorun bile sayılamaz, yeter ki amaç okulları açık tutmak olsun, amaç sınıfları seyreltmek olsun. Yani şubeleri, derslik başına düşen öğrenci sayılarını seyreltmenin binbir yolu  bulunmaktadır.

Önce sorunun çapını görelim, istatistiklere bakalım. Sonra 15 günde seyreltmenin binbir yolundan birkaçını sayalım.

2019/20 MEB eğitim öğretim istatistiklerine göre Türkiye genelinde ilkokul ve ortaokul toplamında derslik başına 24, genel liselerde 21 ve mesleki teknik liselerde 18 öğrenci düşmektedir.

Yani ortalama olarak böyle bir kaygıya yer bile yoktur.

Bununla birlikte bazı okulların kalabalıklığı DENGESİZ DAĞILIMDAN kaynaklanmaktadır. Örneğin Adana, İstanbul, Güneydoğu illeri görece bu sayıların temel eğitimde 35’e (örneğin Gaziantep), liselerde 31’e (örneğin Muş) kadar çıkmasıdır. Tek bir okul bazında daha yüksek ortalamalar da oluşmaktadır.

Yine de kalabalık tüm okullarda, tüm yerleşimlerde değil, çok büyük ilçelerin veya bazı il merkezlerinin bazı yoksul mahallelerinde, bazı istendik okullarda çok artabilmektedir.

Ve bu sorun kısa sürede, 15 günde çözülebilir bir sorundur. Derslik başına (şube-sınıf başına) düşen öğrenci sayısını 15 gün içinde çözebilecek birkaç öneri. Derslik başına düşen öğrenci sayısı 20-25’i geçiyorsa;

1) İkili öğretimde değilse, geçici olarak ikili öğretime geçilir.

2) Fazla öğrenciler için varsa en yakındaki okulun boş dersliklerinden yararlanılır.

3) Mahalde/okula yakın olan yerlerde boş kamu binaları varsa, onlar geçici olarak okullara tahsis edilir.

4) Mahalde/okula yakın yerlerde boş özel okullar, özel binalar, AVM vb. varsa geçici süreyle gönüllü veya kiralamalı olarak okula tahsis edilir, okula dönüştürülür.

5) Okulun bahçe veya etrafında açık alan imkanı varsa, buralara geçici konteynerler/çadırlar kurulabilir.

6) Okul mevcut durumda ikili öğretimde ve kalabalık ise, başka bir bina da bulunamıyorsa, bu durumda CUMARTESİ PAZAR dahil edilirse, haftanın 7 gününde 14 yarım gün oluşur. Okul haftada 5+5+4 yarım gün olmak üzere üçlü eğitime geçer (şu anda kasım, şubat ve nisan tatilleri var. Dönüşümlü olarak iki ara dönem 5’er gün, bir ara dönem 4’er gün uygulanır. Sonuçta 3 devre olunca DERSLİK BAŞINA 72 öğrencinin olduğu ÇOK KALABALIK bir okulda bile 3 devreye bölüneceğinden SINIF MEVCUDU 24’e düşmüş olur. Bu kadar kalabalık zaten az sayıda okul bulunmaktadır.

ÖĞRETMEN O KADAR ÇOK Kİ, BİR GECE YARISI KARARNAMESİNE BAKAR

Kalabalık şubeler bölününce öğretmen ihtiyacı da artacaktır denebilir. 700 bin atanmamış öğretmen var. Yüz binlerce emekli öğretmen var. Hepsi bir gece yarısı kararnamesine bakar. Hatta bu atamalar iktidara oy bile getirir.

Okulların kapalı kalması çocukların, gençlerin, tüm ülkenin, hatta gelecek 50-100 yılın kaybedilmesi, bir tür Afganistanlaşma demektir. TAM zamanlı, KESİNTİSİZ şekilde OKULLAR AÇIK olsun, elbette her işin bir çabası, bir maliyeti olacak, kaygılar olacak, derslik ve öğretmen dışında da, başta aşılama olmak üzere yapılacaklar var, ancak bu kaygıları gidermenin, bu sorunları aşmanın binbir yolu var. Yeter ki isteyelim.

Yeter ki isteyelim çoğunu yaptık zaten, geriye kalan aşılamayı da kalabalık okulları seyreltmeyi de öğretmen açığını da 15 günde büyük oranda çözeriz. Maske-mesafe-hijyen-havalandırma-ulaşım… tüm bunlar da bilgi-bilinç-tutum meselesidir. Dijitalleşme okul veya yaşam alanı değildir, aksine gelişim ve öğrenmeyi zayıflatmaktadır, ancak yardımcı teknikler olarak yerinde yararlanılabilir. İşin özü: OKULLAR ve üniversiteler başka bir telafisi veya ikamesi mümkün olmayan VAZGEÇİLMEZ YAŞAM-GELİŞİM ALANLARIDIR, AÇIK tutmanın BİNBİR yolu var.

 

Kaynak: Evrensel

Yorum Yaz