Koronavirüs neden kapitalist bir süpernovanın kıvılcımı olabilir? – John Smith

Çeviri: 17 Mayıs 2014

Aslına bakarsanız, sihirli para ağacı diye bir şey yoktur. Kapitalizm, hükümetler kaç trilyon dolarlık borç alırsa alsın ya da merkez bankaları ne kadar para basarsa bassın bu krizden kaçamaz. Neoliberaller büyülü düşünmeyi reddetti, şimdi ise onu kucaklıyorlar. Bu paniklerinin boyutunu gösteriyor, ancak büyülü düşünmeyi daha az fantastik yapmıyor. 2007-2008’den sonra harcadıkları trilyonlar, rezil sistemleri için bir on yıllık daha zombi gibi bir hayat satın aldı. Bu kez, süpernovanın patlama aşaması başlamadan önce 10 ay hatta 10 hafta kazanırlarsa şanslı olacaklar

Koronavirüs neden kapitalist bir süpernovanın kıvılcımı olabilir? – John Smith

“Tahvil kralı” Bill Gross, 2016 yılında “Küresel kazanç, kayıtlı tarihin 500 yılının en düşük seviyesinde. 10 trilyon dolarlık negatif faizli tahvil. Bu, günün birinde patlayacak bir süpernova” diye tweet attı.

O gün yaklaştı. Kapitalizm şimdi birkaç yüzyıllık var oluşunun en derin kriziyle karşı karşıya. Bütün kıtalarda yüz milyonlarca çalışanın hayatını mahveden küresel bir çöküş başladı. Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki işçiler ve yoksul insanlar için sonuç hem koronavirüs karşısında kaybedilen yaşamlar hem de hâlihazırda aşırı yoksulluk içinde yaşayan milyarlarca insana yönelik mevcut tehditler açısından Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayanlara göre daha da uç olacaktır. Bencillik, açgözlülük ve kıran kırana rekabete dayanan ekonomik bir sistem olan kapitalizm, kendisinin medeniyetle bağdaşmaz olduğunu her zamankinden daha açık bir şekilde ortaya koyacaktır.

Süpernova, yani bir yıldızın patlaması ve ölümü, neden şimdi ortaya çıkacaklar için uygun bir metafor? İnsan saçının çapından 1000 kat küçük bir organizma olan koronavirüs neden böyle bir felaketin katalizörü olabilir? Ve dünyanın işçileri, gençleri ve mülksüzleştirilenleri, ABD’nin işçi marşı Solidarity Forever’da [Sonsuza Kadar Dayanışma] ifade edildiği üzere, kendimizi savunmak ve “eskinin küllerinden yeni bir dünya yaratmak” için ne yapabilir?

Bu soruların cevaplarını bulmak için, 2007’de başlayan “küresel finans krizi”nin neden bir ekonomik krizden çok daha fazlası olduğunu ve G7 hükümetleri ve merkez bankalarının istikrarı bir nebze geri kazanmak için aldığı uç önlemlerin (özellikle de Goldman Sachs bankerinin “mali piyasalar için taş kokain” olarak tanımladığı “sıfır faiz oranı politikası”nın) bugünün krizinin şartlarını yarattığını anlamamız gerekir.

Küresel kapitalizmin ‘altta yatan sağlık sorunları’

Bir süpernovanın ilk aşaması, 2007’deki sistemik krizin başlangıcından çok öncesine giden ve o zamandan beri hızlanan ve koronavirüsün tırmanmaya başlamasıyla 2020’nin ocak ayı başında uçurumdan düşen faiz oranlarındaki uzun vadeli düşüşe paralel bir patlama. Düşen faiz oranları temelde iki etkenin sonucudur: düşen kâr oranları ve sermayenin aşırı büyümesi, öyle ki, işçilerin ve çiftçilerin ona yaşaması için sağladığı taze kan kapasitesinden daha hızlı büyümektedir. Kapital’in 1. cildinde Marx’ın dediği gibi;

sermayenin tek itici gücü, kendi kendine değer biçme, artı değer yaratma çabasıdır… sermaye, vampir gibi, sadece canlı emeği emerek yaşar ve emeği ne kadarını emerse o kadar yaşar.

 

Bu iki faktör birleşerek oldukça yıkıcı gücün kıyamet döngüsünü oluşturur. Şimdi en önemli bağlantılarını inceleyelim.

Pek çok şey hem düşen kâr oranını maskelemekte hem de bunlara karşı koymakta ve bunu sadece kriz zamanlarında ortaya çıkaran bir eğilime dönüştürmekte. Bunun en önemli örnekleri, üretimin düşük ücretli ülkelerdeki mevcut yüksek sömürü oranlarından yararlanmak üzere Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’dan kayması ile olmuştur. Düşen kâr oranı, kapitalistlerin üretime yatırım yapma konusunda artan isteksizliğinde kendini gösterir; markalaşma, fikri mülkiyet ve diğer asalak ve üretken olmayan faaliyetlere gittikçe daha fazla yatırım yaparlar. Uzun süredir devam eden bu kapitalist yatırım darbesi, yeni fabrikalar inşa etmek ve yeni teknolojiler kullanmaktan ziyade, ücretleri azaltarak küresel üretimi-kârı yükselterek güçlenir. Bu, büyük zamlara olanak tanır, kapitalistlerin verimli bir şekilde kullanmadığı büyük servet birikimini, bunun sonucu olarak sermayedeki aşırı büyümeyi turbo şarj eder.

Bu da faiz oranlarının düşmesine neden olur (kapitalistler satın almak için birbirleriyle rekabet ettikçe finansal varlıkların fiyatlarını artırırlar ve ürettikleri gelir akışları orantılı olarak düşer, böylece faiz oranları da düşer). Düşen faiz oranları ve yükselen varlık değerleri, kapitalist yatırımcılar için nihai verimli döngüyü yarattı. Her türlü finansal varlığa yatırım yapmak için “değerlerini” daha da şişirerek büyük miktarlarda borç alabilirler.

Bu nedenle düşen faiz oranlarının iki temel sonucu vardır: varlık balonlarının enflasyonu ve biriken borç dağları. Aslında, bunlar aynı madalyonun iki yüzüdür: her borçlu için bir kredi açan vardır; her borç başkasının varlığıdır. Varlık balonları (verimlilik artarsa) sönebilir, aksi takdirde patlarlar; ekonomik büyüme, zamanla, borç dağlarını aşındırabilir, aksi takdirde çökebilirler.

2008’den bu yana üretkenlik dünyada durgunlaştı ve GSYH büyümesi, geçen on yılda II. Dünya Savaşı’ndan bu yana tüm on yıllar içinde en düşüğüydü. Bu da Nouriel Roubini’nin “tüm varlık balonlarının anası” olarak adlandırdığı toplam borcun (hükümetlerin, şirketlerin ve hanehalklarının toplam borcu), 2008 finansal çöküşünden önce hâlihazırda dağ gibiyken, o zamandan beri miktarının iki kattan fazla artmasıyla sonuçlandı. Borcun büyümesi özellikle küresel Güney ülkelerinde göze çarptı. Bank of International Settlements verilerine göre, 2019’da en fazla borçlanan 30 ülke için toplam borç son 10 yılda %168 artış ile 72,5 trilyon dolara ulaştı. Çin, on yıl öncesine göre 10 trilyon dolar artışla bunun 43 trilyon dolarından sorumluydu. Özetle, koronavirüsten çok daha önce, küresel kapitalizmin “altta yatan sağlık sorunları” zaten vardı, zaten yoğun bakımdaydı.

Hem her zamankinden daha fazla asalak hem de düşük ücretli ülkelerde, aşırı sömürünün devam etmesine daha bağımlı olduğundan her zamankinden daha emperyalist olan küresel kapitalizm, böyle olunca varlık balonlarının patlamasına ve borç dağlarının çökmesine yol açacak kaçınılmaz süpernovaya doğru ilerliyor. Emperyalist merkez bankalarının 2008’den bu yana yaptıkları her şey, kaçınılmaz hesaplaşma gününü ertelemek için tasarlanmıştır. Ancak şimdi o gün geldi çattı.

10 yıllık ABD Hazine tahvilleri en güvenilir liman olarak kabul ediliyor ve diğer tüm borçların fiyatlandırıldığı nihai ölçüt olarak kabul ediliyor. Büyük belirsizlik dönemlerinde, yatırımcılar her zaman menkul kıymetler borsalarından kaçınırlar ve en güvenli tahvil piyasalarına sığınırlar, böylece hisse senedi fiyatları düştükçe, “sabit getirili menkul kıymetler” olarak bilinen tahvil fiyatları yükselir. Bunu yaptıkları anda, sağladıkları sabit getiri azalan bir faiz oranına dönüşür. Ancak 9 Mart’ta, dikine düşen borsaların ortasında, 10 yıllık ABD Hazine tahvili faiz oranlarının yükselişi böyle olmadı. Bir tahvil tacirine göre, “istatistiksel olarak bakıldığında [bu] birkaç bin yılda bir gerçekleşmelidir.” Küresel finans krizinin en karanlık anında, Eylül 2008’de Lehman Brothers (büyük bir ticaret bankası) iflas ettiğinde bile bu olmadı.

Bu ufak çaplı kalp krizine doğrudan yol açan neden, diğer hisse senedi ve tahvil piyasalarındaki varlık tahribatının ölçüsüydü ve bu da yatırımcıların spekülatif yatırımlarını nakde dönüştürmelerine neden oldu. Taleplerini karşılamak için, fon yöneticileri en kolay değiştirilebilir varlıklarını satmak zorunda kaldılar, dolayısıyla sığınacak liman durumunu boşa çıkardılar. Bu, hükümetleri ve merkez bankalarını uç önlemler almaya ve piyasalara nakit tedarikini sağlamak için sınırsız para basma taahhüdü de dahil, multi-trilyon dolarlık kurtarma paketlerini, yani “büyük bazukalarını” ateşlemeye itti. Ancak bu olay, aynı zamanda yolda olanlara dair bir önsezi de sağlamıştır. En sonunda, dolar banknotları da tahvil ve hisse senetleri gibi sadece kâğıt parçalarıdır. Trilyonlarca daha fazlasının sisteme girmesiyle, Mart 2020’deki olaylar, yatırımcıların nakdin kendisine ve arkasındaki ekonomi ve devletin gücüne olan inançlarını kaybedecekleri günü yaklaştırdı. Bunun sonrasında süpernova anı gelmiş olacak.

Sol’un emperyalizmi inkâr etmesi ve “sihirli para ağacı”na olan inancı

İngiltere’deki İşçi Partisi’nin Jeremy Corbyn liderliğindeki kanadı; Ann Pettifor, Paul Mason, Yanis Varoufakis gibi sol Keynesyenlerin karışık ekibi ve ABD’de Bernie Sanders taraftarları gibi Emperyalist ülkelerin sol takımı iki konuda birleşiyor: hepsi, sömürgelerin ve yeni sömürgelerin geçmişteki emperyalist yağmasını bir dereceye kadar kabul ediyor, ancak emperyalizmin zengin ve yoksul ülkeler arasındaki ilişkileri manidar bir şekilde belirlemeye devam ettiğini kabul etmiyorlar.

Ve “sihirli para ağacının” bir veya başka bir versiyonuna inanıyorlar, diğer bir deyişle, faiz oranlarının negatif bölgeye düşüşünü, krizin ucunu gösteren kırmızı bir ikaz lambası olarak görmüyorlar. Örneğin, bunu bir süpernovanın patlama aşaması olarak değil, artan devlet yatırımını, sosyal harcamaları, Yeşil Yeşil Düzen’i (Green New Deal) ve hatta biraz daha dış yardımı finanse etmek için borç para almak için yeşil bir ışık olarak görüyorlar. Aslına bakarsanız, sihirli para ağacı diye bir şey yoktur. Kapitalizm, hükümetler kaç trilyon dolarlık borç alırsa alsın ya da merkez bankaları ne kadar para basarsa bassın bu krizden kaçamaz. Neoliberaller büyülü düşünmeyi reddetti, şimdi ise onu kucaklıyorlar. Bu paniklerinin boyutunu gösteriyor, ancak büyülü düşünmeyi daha az fantastik yapmıyor. 2007-2008’den sonra harcadıkları trilyonlar, rezil sistemleri için bir on yıllık daha zombi gibi bir hayat satın aldı. Bu kez, süpernovanın patlama aşaması başlamadan önce 10 ay hatta 10 hafta kazanırlarsa şanslı olacaklar.

Felaketin koronavirüs katalizörü

Koronavirüs pandemisi mümkün olan en kötü zamanda ortaya çıktı: Avro bölgesindeki büyüme sıfıra geriledi; Latin Amerika ve Sahra altı Afrika’nın çoğu zaten durgunluktaydı; Trump’ın devasa vergi mükelleflerinden ABD şirketlerine gelen şeker koması etkisini yitiriyordu; ABD-Çin ticaret savaşı zincir tedarikinde ciddi aksamalara neden oluyordu ve AB’yi başına derde sokmakla tehdit ediyordu; ve dünya çapında düzinelerce ülkede on milyonlarca insan kitlesel protestolara katıldı.

Faiz oranları -eğer, borç/GSYH oranında büyük bir artışla karşı karşıya olan İtalya değilseniz, borçlarınızı yeniden finanse etmeye çalışan borçlu bir şirket değilseniz, ‘yükselen bir pazar’ değilseniz- artık negatif bölgede diplerde. 9 Mart’tan bu yana tüzel faiz oranları tavan yaptı; doğrusu çok az şirket her ne pahasına olursa olsun borç alabilir. Yatırımcılar onlara borç vermeyi reddediyor. Şirketler artık küresel negatif faiz oranlarının ortasında kredi kriziyle karşı karşıya! Bu nedenle Avrupa Merkez Bankası, aynı yatırımcılardan 750 milyar avro borç almaya ve bunu aynı yatırımcıların artık satın almayı reddettiği kurumsal tahvillerin satın alınması için kullanmasına karar verdi ve ABD Merkez Bankası bunu daha da büyük bir ölçekte yaptı. İtalya’nın (ve AB’nin) kaderi artık Bundesbank’ın özel kredi açanların yerine geçme isteğine bağlı. Bunu yapmayı reddetmeleri, AB’nin can çekişmesinin son aşaması olacaktı.

Mart ayının ortalarında, emperyalist hükümetler kendi iflas eden ekonomilerini kurtarmak için 4,5 trilyon dolar harcamayı planladıklarını duyurdular. 26 Mart’ta G20’nin (G7 emperyalist ülkeleri artı Rusya, Hindistan, Çin, Brezilya ve Endonezya dahil bir düzine kadar ‘gelişmekte olan’ ülke) acil çevrimiçi zirvesinde “küresel ekonomiye 5 trilyon dolardan fazla enjekte edileceği” duyuruldu. Bunlar kaçamak sözler; “küresel” derken aslında “yurt içi” demek istiyorlar! Emperyalist ülkelerdeki “sol”un tepkisi alkışlanası ve daima haklı olduğumuzu söyleyesi! Ne de olsa sihirli bir para ağacı var! Anlaşılan bunun 2008’den sonra olanın tam olarak aynısı olduğunu, yani özel borcun toplumsallaştığını veya 2008 sonrasından farklı olarak bu sefer bunun işe yaramayacağını fark etmiyorlar.

Ancak, emperyalist hükümetler kendi ülkelerindeki koronavirüs kriziyle yüzleşmek için tıbbi kaynakları vaktinden sonra seferber ettikçe ve tekelleştirdikçe, yoksul ülkeleri kaderlerine terk ettiler. Emperyalist ülkelerdeki sol (ya da kısaca ‘emperyalist sol’ diyebiliriz), bu acil nakit enjeksiyonlarında küresel Güney’in yoksulları için hiçbir şey olmadığı gerçeğini de göz ardı etti. Eğer ‘gelişmekte olan bir pazar’ iseniz, hemen defolup gidin ve IMF’nin kredi kapasitesi için kuyruğa girin! 24 Mart itibarıyla, 80 ülke bu sırada ve 1 trilyon dolarlık kredi kapasitesinin bir kısmını bekliyor. 1 trilyon dolar çok para gibi geliyor ve gerçekten de öyle. Ancak Financial Times’ın ekonomi baş muhabiri Martin Wolf’a göre, gelişmekte olan ülkelerin toplam dış finansman açıklarının IMF’nin kredi kapasitesinin çok ötesinde olması muhtemel.

Dahası, Wolf’un da belirttiği gibi, IMF kredilerinin amacı “dış finansman açıklarına” yardımcı olmak. Bir başka deyişle borçlu ülkelerin halklarını değil, emperyalist kredi açanları kurtarmak. Ve her seferinde bu ülkelerin halklarını halihazırda bastıran ezici yüke ek olarak sert ve küçük düşürücü koşulları beraberinde getiriyorlar. Bir anlamda, tıpkı zengin ülkelerdeki özel sermayenin muazzam hükümet kurtarma paketlerine benziyorlar, ancak sosyal güvenlik ödeneklerini finanse etmek veya ücretleri kısmen karşılamak için hiçbir şey yapmıyorlar. Bu ikincisinin amacı emperyalist ülkelerde işçi sınıfının uysallığını satın almaktır, ancak Afrika, Asya ve Latin Amerika’da bunu yapmak gibi bir niyetleri yoktur!

24 Mart’ta Birleşmiş Milletler; Afrika, Asya ve Latin Amerika’da koronavirüs pandemisi ile mücadele etmek üzere 2 milyar dolar için başvuruda bulundu. BM’nin önümüzdeki dokuz ay içinde artırmayı umduğu bu para, Birleşik Krallık’ın Ulusal Sağlık Hizmeti’nin yıllık bütçesinin 80’de 1’i ve kendi kapitalist ekonomilerini canlı tutmak için harcamayı planladıkları 4,5 trilyon doların 2000’de 1’inden daha az. IMF başkanı Kristalina Georgieva’ya göre, Mart ayının ilk üç haftasında emperyalist yatırımcıların “gelişmekte olan pazarlardan” aldıkları paranın 40’ta 1’inden de daha az.

Koronavirüs salgınının Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki yoksul ülkelerin halkları üzerindeki yan etkilerine yönelik en kapsamlı destek, Dünya Bankası başkanı David Malpass tarafından açıklandı. G20 zirvesi bittikten sonra Malpass, yönetim kurulunun önümüzdeki 15 aya yayılan “160 milyar dolara kadar” bir kurtarma paketi oluşturduğunu söyledi; yani önümüzdeki küresel çöküşün saçma bir şekilde “yükselen piyasalar” olarak adlandırılan halklarına dayatılacak ekonomik kayıpların cüzi bir kısmı.

İtalya’daki Kübalı doktor Leonardo Fernandez: “Yerine getireceğimiz devrimci bir görevimiz var”

Peki ne yapılmalı? Büyük şirketlerin kurtarılmasını alkışlamak yerine onları kamulaştırmalıyız. Tahliye ve kira borçlarının birikmesine dair geçici bir borç ertelenmesini onaylamak yerine, işçileri ve küçük işletmeleri korumak için gayrimenkullere el koymalıyız. Bunlar ve kapitalistlerin mülklerine ilişkin haklarına karşılık yaşama hakkımızı öne sürmek için yapılan diğer mücadeleler, yakın gelecek içindir.

Şu anda öncelik, hayat kurtarmak ve koronavirüsü yenmek için ne gerekiyorsa yapmaktır. Bu, pandemi karşısında en savunmasız olanlar (evsiz insanlar, mahkûmlar, sürekli “düşmanca ortamlara” maruz kalan sığınmacılar) ve küresel Güney’in varoşlarında, gecekondu mahallelerinde ve mülteci kamplarında emperyalizmin mülksüzleştirdiği ve mağdur ettikleri arasındaki dayanışmayı büyütmek anlamına geliyor. Hindistan Bankası’nın eski müdürü Raghuram Rajan, “dünyanın herhangi bir yerinde önlemleri gevşetmek için, ister bir tedavi ister güvenilir bir aşı olsun, virüsü her yerde dize getirmek için savaşılması gerektiğine” dikkat çekiyor. The Economist de aynı fikirde:

“COVID-19, gelişmekte olan dünyayı harap etmek üzere bırakılırsa, yakında zengin olana tekrar yayılacaktır.”

Koronavirüs pandemisi sadece bir ulusal bir sağlık sistemine değil, küresel bir sağlık sistemine olan ihtiyacımızın en son kanıtıdır. Bu zorunluluk üzerine hareket eden tek ülke devrimci Küba’dır. 61 yoksul ülkede ücretsiz sağlık hizmeti veren 28 binden fazla doktorun yanı sıra (G7 ülkelerinin toplamından daha fazla), İtalya’ya 52, Jamaika’ya 120 daha doktor yollayan Küba, diğer ülkelerin pandemiye hazırlanmasına yardımcı oluyor. Geçen yıl 10 bin Kübalı doktoru terörist olarak yaftalayıp sınır dışı eden aşırı sağcı Bolsonaro hükümeti bile şimdi geri dönmeleri için yalvarıyor.

Koronavirüsü yenmek için Küba’nın tıbbi enternasyonalizmine öykünmeliyiz. Eğer bu salgını yenecek olursak, devrimci doktorlarına ve devrimci insanlarına katılmalıyız ve Küba’nın bu enternasyonalizmi mümkün kılmak için yaptıklarını yapmak için hazırlanmalıy��z. Başka bir deyişle, sermayenin diktatörlüğünü, işçilerin gücüyle değiştirmeliyiz. Koronavirüs süpernovası, insan uygarlığı hayatta kalacaksa ve en son semptomu koronavirüs salgını olan kapitalist yıkımın doğasına son verilecekse, sosyalist devrimi emperyalist ülkelerde ve tüm dünyada bir zorunluluk, acil bir pratik görev, bir ölüm kalım meselesi haline getirecektir.

Bu makalenin ilk taslaklarına yorumları için Andy Higginbottom, Shih-yu Chou ve Walter Daum’a teşekkür ederim.

[MR online’daki İngilizce orijinalinden Deniz Özge Gürsu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Yorum Yaz