Kesişimsel siyaset lâzım / Fatmagül BERKTAY

27 Aralık 2021

Söyleşi: Tuba Cameli 

Express dergisinin kış sayısındaki dosyamıza Fatmagül Berktay’la devam ediyoruz. Kasım ayında Düşünme Etiği adlı kitabı yayınlanan siyaset bilimci, feminist Fatmagül Berktay’dan 2021’e damgasını vuran, 2022’de de gündemin başköşesinde olacağı görünen kadın hareketini, ittifakların yapısını ve madun kesimler arasındaki çapraz bağları dinliyoruz.

 

2021’de öne çıkan üç gelişme neydi?

Fatmagül Berktay: Tabii ki Trump’ın iktidardan düşüşü ve Capitol baskını. Sağ milliyetçi popülist iktidarların zamanının dolmakta olduğunu gösteren bir gelişmeydi. İkincisi, Türkiye’de iktidarın toplumla, toplumsal realiteyle ilişkisinin kopuşu. Bu kopuşun çok emaresi var. En somutu İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıydı. Toplumun sadece yüzde 2’sinin desteklediği bir eylemde bulundu cumhurbaşkanı. Üçüncüsüyse farklı bir politika anlayışının gelmekte olması. Bunun da emareleri var. Millet İttifakı’nın ve başka ittifak arayışlarının ötesinde, kadın hareketinin siyaset sahnesine çıktığını görüyoruz. Tabii kısa sürede sonuç verecek gelişmeler değil bunlar. Ancak, toplumda temel siyasal konular etrafında farklı kesimlerin, anlayışların, tavırların yan yana gelmesi 2022’ye aktarılacak belirleyici bir gelişme olabilir. Bu noktada, kadın hareketinin hedeflerinin sadece toplumsal cinsiyetten doğan talepler olmadığını, çok daha geniş bir kulvara oturduğunu söylemek gerek. Toplumsal cinsiyet tarafından derinlemesine yapılandırılmış bir toplumda kadınlar sadece cinsiyet üzerinden değil, çeşitli kamusal sorunlar etrafında talepler oluşturuyor. Tüm muhalif cephenin ortak hedefler etrafında birleşmesi gerektiğini savunan ve hem cinsiyet hem de sınıfsal olarak altta kalanların, farklı etnik kimliklerin taleplerinin ortaklaştığı bir hareket kadın hareketi. Kesişimsel siyaset sayesinde kimlik siyasetinden vazgeçiliyor gibi görülüyor, ki bu da çok önemli bir gelişme.

Kadın hareketi eril merkezi siyaseti etkileyebilir mi? 

Bunun kimi göstergeleri var. Kadın hareketinin muhalefet partileriyle yaptığı görüşmelerin ortaklaştırılması ve kamusallaştırılması gerekiyor. Gelecekte yeni bir siyasi uzlaşma olacaksa, kadınların talepleri mutabakat metinlerine girmeli. Bunun için çaba harcanıyor ve sonuç alınacak diye düşünüyorum. Çünkü bugün beliren farklı politika anlayışının ipuçlarını kadın hareketi ortaya koydu. Çeşitli kesimlerden kadınları bir araya getirerek, ortak hareket ederek kurulan platformlar var. Kadın hareketini bu açılardan başarılı buluyorum. Bir de tabii kamusal alanın bu kadar kapatılmaya çalışıldığı, toplumun siyasetten bu kadar koparılmaya çalışıldığı bir dönemde kadınlar sokağa çıktı, çıkıyor. Bu noktada gençlere umudumu da sürdürüyorum. Boğaziçi direnişi çok önemli ve kadın hareketiyle en azından düşünsel bağları olduğunu görüyorum. Hocalarla öğrencilerin bir araya gelmesi, öğrencilerin bütün kesimleri kapsayacak şekilde hareket etmesi, dayanışması yeni bir politika yapma biçimine işaret ediyor ve umudu ayakta tutan gelişmeler. Umut ve zaman…

Kadın hareketinin hedeflerinin sadece toplumsal cinsiyetten doğan talepler olmadığını, çok daha geniş bir kulvara oturduğunu söylemek gerek. Toplumsal cinsiyet tarafından derinlemesine yapılandırılmış bir toplumda kadınlar sadece cinsiyet üzerinden değil, çeşitli kamusal sorunlar etrafında talepler oluşturuyor.

2022 için tayin edici gelişmeler var mı?

Sosyal bilimciler doğru öngörülerde bulunur, ama bunu genellikle yanlış zamanda yaparlar” diye bir söz vardır. (gülüyor) 2022 açısından tayin edici olan, başladığını gördüğümüz ittifakların, yan yana gelişlerin sürdürülmesi. “Helâlleşme” çağrısı bu açıdan önemli. Bu çağrı farklı bir politika yapma anlayışına, hatırlamak ve hatırladıklarımızla, hoşumuza gitmeyenlerle yüzleşebilmek isteğine işaret ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısını bu açıdan cesur ve önemli buluyorum. Bu tabii işlenen suçlarla ilgili hukuksal yollara başvurulmasını ve faillerin mahkemelerde hesap vermesini dışlayan bir şey değil, olmamalı. Ne var ki, bir uzlaşma kültürünün yaratılması önemli ve uzlaşma da geçmişle yüzleşmeden olmuyor. 6-7 Eylül’ü, Ermeni katliamını, Dersim’i, Diyarbakır hapishanesini hatırlamazsanız, toplumun bütün açık yaralarıyla yüzleşmezseniz, geleceği adil bir şekilde yaratamazsınız. Yaraları sarabilmek için önce onları görmek ve dürüstçe hesaplaşmak gerekir.

Bir erken seçim bekliyor musunuz?

Siyaset olumsaldır. Hiç tahmin edemeyeceğimiz gelişmelere gebedir, dolayısıyla bunu söylemek kolay değil, ama gidişatın dünyada da, Türkiye’de de sağ milliyetçi popülizmden uzaklaşma yönünde olduğunu düşünüyorum. Ancak, ataerkil ideolojinin egemen olduğu toplumda demokrasi tam anlamıyla üretilemez. Bu anlamda kadınlar ve erkekler bir yol ayrımında.

 

Nasıl bir yol ayrımı?

Her kesimden kadınlar bir yol ayrımında, çünkü gelecek onların uyanık davranarak haklarına, hayatlarına ve kazanımlarına sahip çıkıp çıkmayacaklarına göre şekillenecek. Seküler ve demokrat erkekler de bir yol ayrımında. Türk modernleşmesinin bu yeni dönemecinde kiminle ittifakı seçecekler? Ataerkil önyargıları ve yapıları sürdüren bir “nafile biraderliği” seçip “mağdur babalar” yahut “nafaka mağduru erkekler”le mi ittifaka girecekler? İstanbul Sözleşmesi’ni siyasi pazarlık konusu yapan, kadının yoksulluk nafakasına göz diken, boşanmayı zorlaştırmak, kız çocuklarının evlilik yaşını 12’ye çekmek isteyenlerle birlikte Türk modernleşmesinin cinsiyetçi niteliğinin derinleşmesine göz yumacaklar mı, yoksa kadınlarla ve LGBTİ+’larla dayanışmaya girip demokrasi ve özgürlüğü mü savunacaklar?

Gidişat dünyada da, Türkiye’de de sağ milliyetçi popülizmden uzaklaşma yönünde. Tayin edici olan toplumun müdahalesidir. Farklılıkları tanıyan ve ortaklaştığımız konularda geniş bir ittifaklar alanı yaratan bir politika bugün en önemlisi.

“Nafile biraderlik” nedir?

Yirmi yıl önce yazdığım bir makalede Osmanlı ve Cumhuriyet arasında en önemli sürekliliğin ataerkillik olduğunu, bir “erkek kardeşlik sözleşmesi”yle karşı karşıya olduğumuzu dile getirmiştim. Aradan geçen onca yıl sonra, “nafile biraderlik” sözleşmesinin yeni veçheler kazanarak devam ettiğini düşünüyorum. Bugün bu biraderler bir yol ayrımında.

Altı muhalefet partisinin temsilcileri birkaç aydır “Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş için ilkeler bildirgesi” hazırlıyor. Kadınların talepleri açısından bu girişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Demokrasi ile kadın meselesinin ne kadar iç içe olduğunun farkında değiller. Kadınların talepleri ve siyaset yapma biçimleri iktidarın eril hiyerarşik niteliğini, doğaya, çevreye, insanlara ihtimam göstermekten uzak hoyratlığını sorguluyor. Özellikle ihtimam politikası siyasetin merkezinde olmak zorunda, ama geleneksel siyaset bunu anlamaktan çok uzak. Demokrasi ile iktidarın eril militarizmi arasındaki içsel bağlantıyı görmüyorlar. Eskiden “kadın sorunu yoktur” denirdi, “kadın-erkek yoktur, insan vardır” lafını duyardık. Şimdi “tamam, kadın sorunu var, ama o kadınların sorunu. Onlar mücadele etsin, zamanı gelince biz onları da bir şekilde işin içine katarız.” Hayır, zaman şimdiki zaman, bu eşit ve eksiksiz yurttaşlık hakkı sorunu. Kadınlar o masada olmalı. Parlamenter sisteme dönülecekse, demokrasiyi yerleştiren bir süreç başlayacaksa, bu mutlaka dünyaya ve birbirimize “ihtimam” göstermeyi içermek zorunda. Bu talebi de en çok kadınlar dile getiriyor.

Anahtar kelimeler “umut”, “zaman” ve “ihtimam” mı?

Hepsi beraber. İhtimam insan olmayan varlıklara, cansız varlıklara, doğaya, birbirimize, ilişkilerimize, yani dünyaya özen göstermek, hepsini bir bütün olarak ele almak demek. Pandemi bu fırsatı getirdi belki de. En neoliberal devletler bile bakım emeğinin zorunlu olarak farkına vardılar ve sosyal politikalar önem kazandı. Öte yandan kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, LGBTİ+’ların, bütün farklılıkların ortak taleplerinin dikkate alınması lâzım. Bütün farklılıkların her talebi mutlaka dikkate alınmalı demiyorum, ama üzerinde birleşilen ortak talepler dikkate alınmalı. Bütün madunlar haklı olarak eksiksiz yurttaş haklarına sahip olmak ve kullanmak istiyor. Bu anlamda, dindar olsun olmasın kadınların, LGBTİ+’ların, Kürtlerin, Alevilerin talepleri örtüşüyor. Demokrasinin biçimsel değil, gerçekten inşası açısından bir fırsat var. Burada önemli olan kendi başına parlamenter sistem değil, demokrasi. Parlamenter sistem gökten demokrasiyi indirecek değil, ne çok sorunu ve defosu olduğunu biliyoruz. Onun içinin bu talepleri de içerecek biçimde doldurulması can alıcı önemde, yoksa gene eski tas eski hamam olur. Bugün çok çeşitli açılardan bir kriz yaşanıyor, kriz dönemleri aynı zamanda fırsat dönemleridir. Burada tayin edici olan kadınların, gençlerin, toplumun müdahalesidir.

Kesişimsellikten bütün madun kesimlerin çıkarlarının dikkate alınmasını anlıyorum. Örneğin maden işçileriyle dayanışmayan bir kadın hareketi ya da herhangi bir muhalif hareket olabilir mi? Aynı şekilde, dil ve inanç özgürlüğü taleplerine kulak tıkayan bir muhalif hareket olabilir mi?

Sizi umutlandıran gelişmelerden biri de kesişimselliğin artması mı?

Kesişimsellikten bütün madun kesimlerin çıkarlarının dikkate alınmasını anlıyorum. Örneğin maden işçileriyle dayanışmayan bir kadın hareketi ya da herhangi bir muhalif hareket olabilir mi? Aynı şekilde, dil ve inanç özgürlüğü taleplerine kulak tıkayan bir muhalif hareket olabilir mi? Dünyayı daha iyiye götürmek istiyorsak maden işçileriyle, şu anda “dünyanın lanetlileri” konumunda olan mültecilerle ve diğerleriyle dayanışma içinde olmamız gerekir. Onların taleplerini taleplerimizin içine almazsak nasıl muhalif siyaset yaptığımızdan söz edebiliriz? Dünyaya kendi kimliğimizin penceresinden bakarsak ortak dünyamız çöker ve onun altında kalırız.

Bağımsız kadın örgütleri ve platformları etrafında dünyada da, Türkiye’de de kadın hareketinin kayda değer kazanımları olduğunu düşünüyorum. Polonya’da kürtaj yasaklanıyor, ama kadınlar erkekleri de peşlerinden sürükleyerek meydanlarda itiraz ediyorlar. İlla hemen sonuç alınmıyor, ama uğraşmaya devam edeceğiz, bunun başka bir yolu yok.

Düşünme Etiği adlı kitabınız geçenlerde Metis’ten çıktı. Düşünmeyi seçmekten bahsediyorsunuz. “Düşünmeyi seçmek” ne demek?

Düşünmeyi seçmek çok zahmetli bir işi seçmek demek. Çünkü eleştirel aklı devreye sokarak önce genel durumu değerlendirmek, sonra kendinizi onun içinde konumlandırmak, öz-düşünümsel ve öz-eleştirel olmak durumundasınız. Üstelik bu bir kere yapılıp biten bir şey değil, bitimsiz bir süreç. Ayrıca, bu süreçte neyle karşılaşacağınızı ve karşılaştığınız şeyin nasıl bir tutum almayı gerektireceğini bilmiyorsunuz. Buna cesaret gerekir, çünkü arkasından sorumluluk ve eylem geliyor. Kendi kafanızda düşünmek değil düşünme etiği, düşünmenin gerektirdiği sorumlulukla davranabilmek esas olan. Düşünme tek başına bir şeyi değiştirmez, ama düşünmeye başlayarak zihinsel arazi temizliği yaparsınız, açık bir zihinle durumu değerlendirip yargı yetinizi kullanırsınız. Düşünmenin riski eyleme sevk etmesidir. Ancak eylemde bulunduğunuzda dünyada bir değişiklik yaratabilirsiniz. Ama hep bildiğimiz gibi, eylemin sonuçları vardır. Düşünmenin anlamı işte böyle bir zihinsel arazi temizliği yaparak yargı yetisini devreye sokabilmek. Yargı yetisi ise bilgiye, malûmatfuruşluğa dayanmaz, iyiyi kötüden, çirkini güzelden ayırmak demektir. Yani eylemsel etik sonucu vardır. Buna karşılık alışılmış ezberlerle, otomatiğe alınmış yargılarla davrandığınızda eylemde bulunduğunuzu sanabilirsiniz, ama bu düşünen, özgür eylem olmaz. Özgür olmayan eylem ise politik eylem adına lâyık sayılmaz, çünkü politik eylem özgürlük için yapılan eylemdir. Bir kez düşünmeye başladığımızda arkasından bütün bunların geleceğini bildiğimiz için belki de cesaret edemiyoruz. Alışılmış kalıpları tekrarlamak, klişe davranış ve düşünceler içinde olmak çok daha kolay. Bunlar tabii aynı zamanda toplumun çoğunluğuyla birlikte olmak anlamına geliyor ve bu da hem hayatı kolaylaştırıyor hem de kendinizi güvende hissetmenizi sağlıyor. Çoğunlukla birlikte hareket etmek hep daha konforludur. Düşünmek, eylemle ilişkisini kurmak kaydıyla, hayatı zorlaştırıyor. Düşünmenin politik etikle bağını kuran yargı yetisidir, yani doğruyu yanlıştan ayırma ve ona göre davranma. Hannah Arendt’in dediği gibi, “düşünme ve yargıda bulunabilme yetisi sadece filozoflara, düşünürlere özgü değildir, herkes düşünebilir”, ama öncelikle düşünmeyi seçmeye cesaret etmek gerekiyor.

Politik eylem açısından sizce bugün öne çıkan başlıklar hangileri? 

Demokratik hakların savunulması ve eşit yurttaşlık konusu tüm kimlikleri, aidiyetleri kesen bir konu. Türkiye’nin esas sorunu ekonomik olmaktan çok siyaset krizi ve temel özgürlüklerin, kamusal alandaki haklarımızın elimizden alınmaya çalışılması. Hakların giderek daha fazla tırpanlandığı, kamusal alanın yok edilmeye çalışıldığı bir ortamdayız ve buna karşı mücadelede birleşmek gerek. Bu konuda herkesle birleşirim. Ama bu demek değil ki birleştiğim herkesin her tutumunu doğru bulmak zorundayım. Onlarla doğru bulduğum ve ortaklaşa savunduğumuz konularda birleşmekten söz ediyorum. Dolayısıyla, farklılıkları derinleştiren bir politika değil, farklılıkları görerek, tanıyarak ve onların içinden düşünmeye çalışarak ortaklaştığımız konularda geniş bir ittifaklar alanı yaratmak bence bugün en önemlisi.

Kaynak: 1+1 Express, sayı 178, Kış 2021-22

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz