Hesabı verilebilen özgürlük ve insana saygı – CUMHURİYET

YKY Loca’da Yapı Kredi Yayıncılık tarafından 22 yıldır yayımlanan üç aylık düşünce dergisi Cogito ve Felsefeciler Derneği’nin işbirliğiyle düzenlenen “Etik, İnançlar ve Eğitim Sempozyumu” 20 ve 21 Nisan günlerinde YKY Loca’da sekiz oturumda gerçekleşti.

Halka açık olan sempozyumda felsefe ağırlıkta olmak üzere psikoloji, psikanaliz, ilahiyat, eğitim disiplinlerinden ve siyaset alanından gelen otuza yakın isim bildiri sundu. Bugün ülkemizde bir sorunsal olarak ortada duran ancak akademik düzeyde ve farklı perspektiflerden yeteri kadar tartışılmayan “seküler eğitim” kavramı ve olgusu problematik olarak ele alındı.

Konuşmacılar, “Din ve ahlâk eğitimindeki etik sorunlar”; “Devletin inanç eğitimi vermesindeki etik sorunlar”; “Din ve ahlâk eğitimi ders programlarında yer almalı mı ya da nasıl yapılmalı?”; “Din ile ahlâk birbirine indirgenebilir mi?” gibi problemleri felsefi, bilimsel bilgilere dayanarak yanıtladılar.

Maneviyat alanının öznel olduğu, her hangi bir kişi ya da yöneticiye devredilemeyeceği, sosyal diyalogun insana duyulan saygı ve sevgiyle sağlanabileceği, ahlâkın dine indirgenemeyeceği, İslamcılığın, zorlayıcılığın dini inanç ile alakası olmadığı, ahlâk eğitiminin evrensel değerler temelinde verilmesi gerektiği vurgulandı. Etik olanın özgürlüğü kabul etmek, üstlenmek ve sorumluluğa dönüştürmek yani hesabı verilebilir bir özgürlük yaşamakla ilgili olduğu anlatıldı.

Sempozyuma Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayan Levent Gültekin de katıldı. Gültekin, hep birlikte ülkeyi bu hale getirdiğimizi, onurlu bir çıkış aradığını söyleyerek; “Bilime dayalı, özgürlükçü birey yetiştirmeyi esas alan bir eğitime yönelmek. Ahlak dinden bağımsız bir şey olduğunu kabul edip toplumsal hayatımızı buna göre yeniden kurmamız lazım” dedi.

Sempozyumun kapanış konuşmasını yapan Zeynep Direk, organizasyonda rol alanlara, katılan ve dinleyenlere teşekkür etti. Direk, “Ahlâkı açıdan nasıl hayatta kalmak, yaşamaya nasıl devam etmek gerekir” diye kendimizi sorguladığımız bir süreçten geçiyoruz. Kısmen cevabın, bir araya gelmek, birbirimizle konuşmak, yaşadıklarımızı sorgulamak, deneyimimiz üzerine düşünmek, bir dil kurmak, çözümleri tekrar gözden geçirmek ve özneleşmek olduğunu düşünüyorum. Belki ancak o zaman hoşnutluk duygusuna, öz değer, onur gibi duygulara sahip olabilecek ve gerçekten kendi dünyamıza sahip çıkabileceğiz” diyerek sürüklenmek, bize dayatılan şeyi yaşamak yerine kendi dünyamıza sahip çıkmanın aslında kamusal felsefenin özü olduğunu ifade etti.

Yorum Yaz