“Felsefe eğitimi ilköğretimden başlayarak verilmeli” / Prof. Dr. Kenneth R. Wetphal

Haber: Gizem Seher- Özgür Duygu Durgun
04 Eylül 2019

 

İnsanlığın sınırlı kaynaklar, çatışma ve kararsızlık gibi sorunlarla mücadele ettiği bugünün küresel dünyasında, felsefenin bu sorunlarla ne kadar ilgili olduğu meselesi önemli bir tartışma olarak ortaya çıkıyor. Felsefe disiplini dışındaki çok sayıda insan, felsefe eğitimi görmeyi “gereksiz bir lüks” olarak görebiliyorken, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Kenneth R. Wetphal, felsefenin insanları “iyi ve sorumlu bir hayat” sürmeye dair düşünmeye yönelttiğini belirtiyor. Westphal ayrıca bireylerin ilköğretimden başlayarak felsefi açıdan düşünmeyi öğrenmesi gerektiğini vurguluyor ve “İhtiyacımız olan şey akıllı, yetenekli ve sorumluluk sahibi bir gelecek kuşak ve bu da ancak temel bilimler eğitimiyle mümkün,” sözlerini ekliyor.

Kuzey Avrupa Felsefe Dergisi (SATS: Northern European Journal of Philosophy) felsefenin neden önemli olması gerektiği, nasıl önemli hale getirilebileceği, topluma ne gibi katkılar sunabileceği ve felsefenin entelektüel merkeziyetini canlandırmak için neler yapılabileceği gibi soruları tartışmak üzere makale çağrısı yaparak “felsefenin krizi” başlığını gündeme getirdi*. Dergi bu konuların tartışıldığı makalelere Aralık 2019’da yayınlayacağı “Felsefedeki Kriz” (The Crisis in Philosophy) başlıklı özel bir sayısında yer verecek; benzer soruları Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Kenneth Westphal’a sorduk ve hem bir disiplin ve düşünme şekli olarak felsefenin bireylerin kendini tanıması ve geliştirmesindeki rolü üzerine hem de dijitalleşme ve küreselleşme çağında felsefe ve toplum ilişkisi üzerine konuştuk.

Dijitalleşme çağında felsefe çalışmak ya da felsefe öğrenimi görmek neden hala önem taşıyor?

KRW: Bilgi çağında gerçek bilgi sahte bilgiden, konuyla ilgili bilgi ilgisiz bilgiden ya da daha önemli bilgi daha önemsiz bilgiden nasıl ayırt edilecek? Bu görevlerin hepsi eleştirel bir değerlendirme gerektiriyor ve hala öğrencilere bu becerileri öğrenmeleri ve geliştirmeleri için diğer disiplinler arasında en çok yardım eden disiplin felsefe. Bu sadece iyi bir öğrenci olmakla da ilgili değil, aynı zamanda işletmeler için ya da iyi bir hayat sürmek için de önemli. Ekonomi, iş aktiviteleri ve ticaret küreselleştikçe, işletmeler bir konunun kendileri için ne kadar ya da nasıl önemli olduğunu değerlendirmek için yeterli beceriye sahip, bulgularını anlaşılır bir şekilde sunabilen ve görevlerini sadece rapor edebilen değil, o görevin işletmeyle ilgi düzeyini de değerlendirebilen çalışanlara ihtiyaç duyuyorlar. Felsefe disiplini mezunlarına geniş çapta nakledilebilen becerileri vermiş oluyor; ancak bölümlerin ve genel anlamda eğitimin fon yetersizliğiyle karşılaşması eğitimi dünya çapında ciddi ölçüde engelliyor. Sonuç felsefi ve kültürel açıdan bir facia; çünkü öğrenciler, yazarların ya da düşünen herkesin öğrenmesi gereken en zor beceri olan öz-değerlendirme gibi becerileri geliştiremiyorlar. Birinin kendi yazısını nasıl değerlendireceğini öğrenmesi için bazı yollar mevcut ve felsefe bu yolları hiçbir şeyin yapmadığı kadar çok vurguluyor. Bu yazma becerileri aynı zamanda açık ve ikna edici şekilde konuşmak ya da düşünmek ve başkalarının eleştirel değerlendirmelerinden nasıl yararlanılacağını öğrenmek için de gerekli olan beceriler, çünkü değerlendirme yapabilmek söz konusu meseleyi, o meseleyi nasıl anladığını ve başkalarının o konu hakkında neler sunduğunu anlamayı gerektiriyor.

“Felsefe insanlığa ve insanlığın yüzleştiği sorunlara merkezi olarak katkı yapabilir”

Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde, felsefeye dair genel yaklaşım meslek ya da kariyer seçimlerinin vurgulanarak disiplinin değersizleştirilmesi şeklinde…

Evet, biliyorum; bu çok tanıdık bir şey ve yeni de değil. Bunu öne sürenlere karşı ilk cevabım şu olur: Ben yaptığım şeylerin sorumluluğunu alan ve alabilen bir insanım, ya siz? Bu tutumu biliyorum, çünkü benim aynı zamanda mühendislik ve inşaat alanında da bir geçmişim var. Çalışmalarıma başladığım dönemde, mühendisler verili bir sorunu çözmeye odaklanıyorlardı, ancak ilk adım o problemin ve olası bir çözümün yeterliliğinin doğru bir şekilde belirlenmesi ve değerlendirilmesi. Sadece felsefede değil, mühendislikte ve inşaatta da insanlar koşulları, problemi, kaynakları, planlamayı ve uygulamayı değerlendirebiliyor olmalı; bu denklem çözmekten çok daha fazlasını gerektirir. Mühendislik eğitimi programları da son 30 yıl içinde değişti ve eğitimin bu yönünü daha çok vurgulamaya yöneldi, çünkü mühendisler de iletişim kurma, anlama, değerlendirme ve tavsiyede bulunma becerilerine sahip olmalı. Benim için insanların mühendis, inşaatçı, bilim insanı ya da başka bir şey olmaları bir sorun değil, ancak bu disiplinlerin, mesleklerin ya da aktivitelerin hepsiyle ilgili olmalı ve bilmemiz gerektiği halde bilmediğimiz şeyler konusunda tetikte olmalıyız. Böylece teknolojilerimiz daha karmaşık, çok yönlü ve tasarım ya da rastlantı sonucu daha iç içe oldukça ve teknolojilerin sonuçları daha geniş kapsamlı hale geldikçe hata yapmayız ve böylece eleştirel ve tedbirli akıl yürütme ve değerlendirme giderek daha önemli hale gelir. Çok sayıda insanın felsefeyi, beşeri bilimleri ve hatta sosyal bilimleri alakasız görmesini anlıyorum; saygısızlık etmem istemem ama bu insanlar üniversitede almaları gereken sağlam bir genel eğitim almadılar. Bunun gibi felsefi beceriler ve meseleler genel eğitim sırasında kazandırılmalı ve geliştirilmeli, çünkü en çok ihtiyacımız olan şey akıllı, yetenekli ve sorumluluk sahibi bir gelecek nesil ve bu da sağlam bir temel bilimler eğitimini gerektiriyor. Neden temel bilimler? Çünkü bu bilimler –beceriler, tutumlar ya da davranışlar- birinin özgür ve sorumlu bir vatandaş olması için ihtiyaç duyduğu bilimler. Böyle bir eğitimi sağlamazsak, daha da kötü hatalar yapacağız ki iklim değişikliği örneğinde olduğu gibi zaten bu hatalardan çok sayıda yapmış durumdayız.

Peki, dünyanın güncel sorunları ve krizleriyle başa çıkmada felsefenin insanlığa yardım edebileceğini düşünüyor musunuz?

Evet, buna gönülden inanıyorum ve felsefe eğitiminin ilköğretimden başlayarak verilmesinin de sıkı taraftarıyım. Şu anda çocuklara yönelik felsefeye dair bir ilgi var, bu ilgiyi sıcak karşılıyorum. Şüphesiz felsefe şu anda olduğundan daha erken bir yaşta öğretilebilir, öğrenilebilir ve çalışılabilir. Ancak çocuklar için felsefe sadece bir başlangıç, yine de çocuklar için çok ilginç olabilir. Şunu da vurgulamalıyım ki düşünce tarihini çalışmak bir şey, bu düşünceler ve onların belirli bir konuyla ilgisi hakkında nasıl düşünüleceğini ve bu düşüncelerin nasıl değerlendirileceğini öğrenmek çok başka bir şey ve kritik olan da bu beceriler. Felsefe ve toplum arasında çokça görülen bu uçurum konusunda Türkiye bir tekel değil. Son 40-50 yıldır, iyi bir eğitim alıp iyi bir meslek edinmeye bir vurgu yapılıyor. Elbette insanlar iyi meslekler edinmek ve mesleklerini iyi yapmak için eğitilmeli; aynı zamanda yapılacak iyi meslekler de bulunmalı. Ancak, meslek hayatın çok sayıda yönünden yalnızca biri. Aynı zamanda hayatın geri kalanıyla başa çıkmak için eğitime ve ahlaki bütünlüğe ihtiyacımız var, hayat maaştan ibaret değil.

“Felsefe disiplinine yetersiz fon ayrılmasının sonuçlarını yükseköğrenimde görüyoruz”

Akademik ortamda da felsefenin bir krizde olduğuna dair bir tartışma var mı?

Günümüzde felsefe alanındaki zorlukların çoğu son 30 yıldır yükseköğrenime ve genel anlamda eğitime yetersiz fon ayrılmasından kaynaklanıyor. Bunun sonuçlarını görüyoruz, ancak işlevsel bir topluma sahip olacaksak, yeterli düzeyde yetkin yetişkinlere ihtiyacımız var ve bir yetişkinin yapabilecekleri mesleğinden ibaret değil. Genel yetkinlik hakkındaki bu meseleler son 30-40 yılda kronik bir şekilde devlet bütçelerinden çıkarıldı. Ben muhtemelen İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bütçenin henüz bir sorun haline gelmediği dönemde eğitim alan son kuşaktanım. Felsefe içinde de felsefeyi bilimin daha özelleşmiş alanları örnek alınarak modellemeye dair bir eğilim var; çoğu programda öğrenciler çok daha bağımsız, izole ve alakasız alt uzmanlık dallarında eğitim alıyorlar. Bu nedenle felsefedeki krizin eğitimi, anlamayı, değerlendirmeyi ve problem çözmeyi besleyecek yapıcı bir felsefenin nasıl sürdürüleceği konusuyla çok ilgisi var. Bir lisans öğrencisi olarak deneyimli ve kıdemli öğretmenlere sahip olma konusunda ben şanslıydım, onlardan çok şey öğrendim. Bu işin gerçek uzmanlarıydılar ve bu sorunların tarihi hakkında derin bilgi sahibiydiler ki bu derinlik ve kapsamdan çıkan felsefe de olağanüstüydü. Bugün de bu hala yapılıyor, ancak bu derece kapsamlı ve sistemli çalışan insanlar giderek azalıyor, felsefedeki krizin bir parçası da bu.

Felsefe çalışmalarında size göre dijital çağın nasıl bir etkisi var?

Dijitalleşme aslında çalışmalara yardım ediyor çünkü artık çok büyük miktarda araştırmayı online yapabiliyorsunuz, önceden yıllar süren çaba ve seyahat olmadan bu miktarda bir araştırma yapılamazdı. Ancak, bu yeteri kadar öğretilmiyor, araştırma yapmak liselerde hatta daha da öncesinde öğretilebilir. Öğrenciler nasıl kütüphane araştırması yapılacağını, hangi kaynakların zaman ve çabaya değerli olduğunun nasıl anlaşılacağını ve kaynağın o sırada araştırdığı konuyla olan ilgisinin nasıl değerlendirileceğini bilmeliler. Ben bunu lisenin ikinci haftasından (9. sınıf) itibaren öğrenmeye başladığım için şanslıydım, bu sayede üniversitede ne yapılacağını biliyordum. Dijital çağ ancak neyin dikkate değer olup neyin olmadığının nasıl anlayacağınızı ve değerlendireceğinizi biliyorsanız olağanüstü.

“Felsefenin hayatlarımızı nasıl daha iyi yaşayacağımız konusuyla çok ilgisi var”

Felsefenin her zaman önemli olacağı bir gerçek; ama şu da var ki her şey dijitalleşmeye başladıkça insanların okuma, yazma ve hatta soru sormaya dair sabrı azalıyor. Bu durumun böyle devam edeceğini düşünüyor musunuz, sizce insanlar ileride bunun gibi sorular sormaya dair daha az mı yoksa daha çok mu ilgili olacaklar?

Bilmiyorum ancak umutlu kalmalıyım, ihtiyacımız olan sadece hayatta kalmak değil; aynı zamanda en azından doğru dürüst yaşamaya ihtiyacımız var ve bu ölçüte ulaşabilmek bile makul bir akıl ve öz-disiplini gerektiriyor. Felsefenin bu konular ve sorunlar üzerinde bir tekel sahibi olduğunu söylemiyorum, ancak felsefe hala bu ölçütleri hesaba katarak eğitim veren az sayıda disiplinden biri. İnsanlar ileride felsefeye daha çok ilgili olur mu bilmiyorum, ama hayatta kalmak istiyorlarsa daha çok ilgilenmeleri daha iyi olur. Ben hem ahlak felsefesi hem de kuramsal felsefe çalışıyorum ve bilgi teorisi ve bilim tarihi ve felsefesi konusunda yapılacak hala çok şey var. Herkesin filozof olması gerektiğini söylemiyorum, bu makûs olurdu – ancak beşeri bilimlerin bu temel özelliklerinin önemi asla kaybolmaz. Temel bilimler sadece yaşamak ve iyi, sorumlu ve insan gibi yaşamak arasındaki bütün farkı dünyada oluşturan şey. İyi bir eğitim bunu tek başına yapamaz ama bu gerekliliklere iyi bir eğitim olmadan ulaşmak da çok zor.

Son olarak, geleceğin felsefe öğrencilerine söylemek istediğiniz şeyler var mı?

Söylemek istediğim çok şey var, ancak şimdilik öğrencileri felsefenin hayatlarımızı nasıl daha iyi yaşayacağımız konusuyla çok ilgisi olduğunu fark etmeleri konusunda cesaretlendirmek isterim. Felsefe aynı zamanda kendinizi ve nelerden ve nasıl sorumlu olduğunuzu daha iyi anlamanıza yardım eder.

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde 4. yılını tamamlayan Kenneth Westphal’ın araştırmaları ahlak felsefesi ve bilgi kuramında rasyonel yargı ve temellendirme üzerine odaklanıyor. Westphal, etik ve adalet konularını da içeren ve ahlaksal psikoloji, metafizik ya da teoloji gibi tartışmaları konulardan kaçınarak doğal hukukun temel prensiplerinin nasıl belirleneceğini ve gerekçelendirileceğini gösteren ahlak felsefesi üzerine bir kitabını da henüz tamamladı.

https://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/felsefe-egitimi-ilkogretimden-baslayarak-verilmeli

Yorum Yaz