Ekolojik Okuryazarlıkta Kavramsal Bir Yaklaşım: “Soruşturan Topluluk” / Selin Tunçer BEKTAŞ

Ekolojik Okuryazarlıkta Kavramsal Bir Yaklaşım: “Soruşturan Topluluk”

 

Ekolojik okuryazarlık seminerlerinde, doğanın dilini anlamak ve doğa hakkında farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır. Ekolojik okuryazarlık, doğal dünyanın nasıl işlediğini anlamak ve doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilirliği için gereken bilgi ve becerileri öğrenmek için bir eğitimdir. Bu bağlamda ekolojik okuryazarlık, teorik temellerden yükselen pratik bir vizyon eğitimi ile kazandırılabilir. Bu nedenle seminerlerin içerik planlamalarında; katılımcıların burada öğrendikleri, farkına vardıkları bilgileri, kazanımları pratik hayat deneyimine dönüştürmeleri hedeflendi.

Felsefe ise, düşünce sistemlerini sorgulamak, akıl yürütmeyi öğrenmek ve değerleri analiz etmek için kullanılan bir araçtır. Eğitimlerde, bu iki dünyayı anlama aracı felsefe ve Ekolojik okuryazarlık bir araya getirildi. Çünkü katılımcıların bu kavramlara ilişkin farkındalıkları için ilkin doğaya ilişkin bakış açısına ihtiyaçları vardır. Her seminer döneminde düzenli ev ödevleri (ilgili alanda film izleme, teorik inceleme, doğrudan deneyim atölyeleri gibi) verildi ve katılımcıların evinde, iş yerinde ve aldığı kararlarda ekolojiyi hesaba katmalarına yardımcı olacak bilgileri araştırmalarına ve geliştirmelerine destek verildi.

Katılımcıların birçoğu ekoloji konusunda farkındalığı olan, olanları ve olacakları merak eden bireylerdir. Felsefe ve ekolojik okuryazarlık bir arada kullanıldığında, insanların doğal dünya ile olan ilişkilerini daha iyi anlamalarına ve çevrelerine daha duyarlı, sürdürülebilir bir şekilde yaklaşmalarına yardımcı olunur. Felsefe ve ekolojik okuryazarlık, insanların sadece kendileri ve doğal dünya arasındaki bağlantıları anlamalarına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda gelecekteki nesiller için de sürdürülebilir bir dünya yaratmak için gereken araçları sağlar.

Felsefe, antik çağlardan beri etkisini sürdürmüş evrensel bir düşünme disiplinidir. Antik Yunan Dönemi’nde, felsefenin merak etmekle başladığına inanılırdı. Eğer bu inanç doğruysa, seminere gelenler arasından muhtemelen birçok harika filozof çıkacaktır. Hayatta bir şeylerle karşılaştığınızda, kendinizi neden belli bir biçimde hissettiğinizi, hayvanların ve bitkilerin neden böyle gibi göründüğünü, yıldızların neden geceleri gökyüzünde parladıklarını, bir makinenin neden çalıştığını merak ettiyseniz siz de bir filozof olabilirsiniz demektir. Merakın tipik özelliği, herhangi bir zamanda, herhangi bir alana yönelik olarak ortaya çıkabilmesidir. Bu değerli kaynağı sınırlayıp sıkıştırmamak önemlidir. Bu merakın harekete geçirilmesi, gün yüzüne çıkarılması da oldukça kıymetlidir.

Ekolojik okuryazarlık seminerlerinde felsefenin işlevi, işte bu merak etme eğilimini güçlendirmek ve değişik yönlere açmaktır. Felsefe sözcüğü Antik Yunanlar tarafından türetilmiş ve ‘bilgelik sevgisi’ (Cevizci, 1999) anlamına gelmektedir. Filozof olmak için bilge olmak şart değildir ama bir filozof daima bilge olmayı ister. Hangi konuda bilge olmak ister? Felsefenin geleneksel anlamı açısından bakıldığında, her konuda bilge olmak ister. Kendinizle, etrafınızdaki insanlarla, üzerinde yaşadığınız dünyayla ilgili her konuda. Meraklıysanız çok düşünüyorsunuzdur. Çok düşünüyorsanız da sorular soruyorsunuzdur. Ve eğer sorduğunuz sorularda ciddiyseniz sorularınıza yanıt almak istersiniz. Felsefe soru sorarma eylemidir. Bu sorular, bir şekilde herkesi ilgilendiren adalet, arkadaşlık, zaman, gerçek, doğa ve benzeri kavram ya da fikirler üzerinedir. Ama bu sorular kolayca yanıtlanamazlar çünkü temel konulara dairdirler ve filozofların sıklıkla yaptıkları bir kafa yormayı gerektirirler. Aslında bu soruların bazıları birer açmaz biçimindedir. İnsanın felsefe ile uyanmaya oldukça ihtiyacı vardır (Elder, 2008). Hayatın içinde karşılaşılan açmazlar zihnin yeniden kendine dönük düşünmesine imkan vermektedir.

“Felsefi bir hayat sürme arzusu; ferdin içinde bulunduğu karanlıkta, aşksız ve sevgisiz boşluğa boş gözlerle dik dik bakmasından, kaybolmuş, iş yerinin doğurduğu zorluklarda kendini unutup gitmesinden başlar ve birey birdenbire uyanır, korkar ve kendi kendine aşağıdaki soruları sorar: Ben neyim, ne kaybediyorum, ne yapmalıyım? Bu kendini unutmak, teknik dünyanın ortaya koyduğu bir şeydir. Sonuçta saatle düzenlenmiş, insanı insan olarak gittikçe daha az muhtevalandıran, özümleyici ve boş yere akıp giden işler tarafından ayarlanmış, insanın kendini kah orada kah burada işe koşulan bir makine parçası gibi hissettiren ekstrem durumlara getirir. Kendini unutma temayülü, insanda, çok eskiden bu şekliyle vardır. Dünyada, alışkanlıkların içinde, herhangi bir irdelemeye tabi olmayan tabiilikler, sağlam sandığımız yollarda kaybolup gitmemek için, şöyle bir silkinip kendimizi çekip çıkarmaya ihtiyaç vardır. Felsefe yapma; menşe’i uyanık tutma, kendini yeniden bulma ve iç murakabede, kuvvetlere göre, kendine yardım etme kararıdır” (Jaspers, 1981).

Felsefe aracılığıyla düşülen açmazlar kendilerini size üç kelimelik cümlelerle gösterirler ve siz bu cümlelerin doğru mu, yoksa yanlış mı olduklarını düşünürken zihniniz puslanabilir. İklim değişikliğinde kolektif çözümler mi bireysel çözümler mi daha anlamlıdır? Evrende mucizeler var mıdır? Evrende her şey birbiri ile bağlantılı mıdır? Benim diktiğim bir ağaç benden çok sonra gelecekler içinde bir anlam taşıyor mu? gibi birçok soru zihnimizi puslandırır. Bunlar insanın günlük alışkanlıkları içinde onu uyandıran ve kendine dönük düşünmeye iten sorulardır. Böylece de iklim değişikliği, ekoloji, doğa ve yaşam üzerine felsefi bir düşünüş kaçınılmaz olur. Eğer doğru başlıklar uygun biçimde sunulursa, herkes, konu edilen fikirler üzerine oldukça yaratıcı düşünceler geliştirebilirler. Yapılan birçok eğitimde veya konferansta katılımcıların genel bir sessizlik içinde oldukları söylenebilir. Konuşmayı bilmediklerinden mi? ya da fikirleri olmadıklarından mı? Hayır elbette. Bu durum uygun ortam ve eğitim modelindeki aktarım şeklinden kaynaklanmaktadır. Katılımcıları seminerin derin konularına katabilmek için uygun bir yöntem kullanmak oldukça önemlidir. Bu başarıldığında bireylerin yoğun ve derinlikli katılmalarını sağlamak mümkün olmaktadır. Böylece kalıcı davranış değişiklikleri elde etmek ve farkındalık düzeylerindeki bilişsel kavrayışları yakalamak da mümkün hale gelmektedir.

Felsefi düşünme, bir eleştirel düşünmedir. Eleştirel düşünme yapısı, ekolojik okuryazarlık düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. İnsanların hepsi düşünür. Peki, her düşünme eleştirel düşünmedir, diyebilir miyiz? Elbette hayır. Herkes doğal olarak düşünür. Sinemaya mı yoksa tiyatroya mı gideceğine karar verir. Yeşil elbise mi? yoksa kırmızı elbise mi giyeceğine karar vermek için de düşünür. Ama bu tür düşünmeye eleştirel düşünme diyebilir miyiz? Eleştirel düşünmenin diğer düşünmeden asli bir farkı vardır. Herhangi bir eleştirel düşünme kesin ve yargılayıcı bir mekanizma değildir. İçinden sorular ve sorgulamalar çıkaran bir düşünme biçimidir. Bu yönüyle felsefi düşünmenin içeriğidir. Dolayısıyla ekolojik okuryazarlık eğitimi açısından eleştirel düşünmenin, nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağına ilişkin keskin kurallar silsilesi belirleyeceğini beklemek doğru değildir.

Bu konuda Mathew Lipman’ın, Thinking in Education (Lipman, 2003) kitabında belirttiği gibi; eleştirel düşünme kapasitesinin sağlam yargılar üretme kapasitesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ileri sürebilir. Sağlam ve doğru bir eleştirel düşünme kapasitesi ancak ve ancak sağlam yargı kümeleriyle ölçülebilir. Her birey kendi fikrini farklı gerekçeler ile temellendirir. Yani her fikir kendini kişiye özgü sözlerle ve yargılarla dışa vurur. Eğer sözlerle açığa vuruyorsa bizim de onu analiz etmemizi sağlayacak olan şey sözleri, ifadeleri, kavramları anlamaktır. Bizler aslında iki temel araçla dışa vurum yaparız. Bunlardan biri kavramlardır. Düşünceler birçok cümleyle anlatmak yerine tek bir kavram altında dışa vurulur. Kavramın nedeni tek bir olgusal alanı içermiyor oluşudur. Kavramlar daha soyut, karmaşık ve çok anlamlı kelimelerdir. Örneğin, adalet, özgürlük, doğa, hak, sorumluluk gibi kavramlar zihinlerde birçok şeyin kapısını aralar. Bu kavramlar doğrudan tek bir varlık dünyasına işaret etmez. Bu nedenledir ki üstüne uzun uzun konuşabilir. İkincisi ise, argümanlardır. Argümanlar yargılarımızı belli bir dayanak içinde aktarmamızdır. Neden elimizdeki su şişesini çöpe kadar taşımıyoruz da yere atıyoruz veya neden geri dönüştürülebilir bir su şişesi kullanmıyoruz gibi birçok düşüncenin gerekçelerle sunulmasına argüman deriz (Fisher, 2018).

Örneğin; “Çoğumuz verdiğimiz sözü tutmamız gerektiğini düşünürüz”. İyi de bu her durumda doğru mudur? Diyelim ki Burt, Hillary’e silahını geri vereceğine dair söz vermiş olsun ama fark etsin ki bunu yaparsa Hillary o silahla Villard’ı öldürecek. Sizce Burt sözünü tutup silahı Hillary’e geri vermeli midir? Eğer cevabınız, “Hayır bu durumda vermemeli” ise o zaman bir sonraki adımınız bu cevabınızı genellemeye çalışmak, yani hangi durumlarda sözlerin tutulması gerektiğini belirtecek genel bir prensip bulmaya çalışmak olabilir. Örneğin şöyle düşünebilirsiniz: “Eğer sonuçları kimseye zarar vermeyecekse, verilen sözler tutulmalıdır” (Ama bu kural da her zaman geçerli olamayabilir, mesela karınıza sadık olacağınıza dair verdiğiniz sözü tutarak aşığınıza zarar verebilirsiniz) (Loewew, 2012). Yani argümanlar ortaya konan bir yargının çeşitli gerekçelendirilmesidir. Yukarıda sunulan örnekten de anlaşılacağı gibi olumlu veya olumsuz iki yön için de gerekçelendirme yapılabilir. Zihin argümanların karşısında çeşitli yargılarda bulunarak derinleşme ve çözüm üretme eğilimi içindedir. Kimi bu sonsuz çözümsüzlük işini zaman kaybı olarak görerek uzak durur. Lakin bu gerekçelendirme becerisi, karar mekanizmamızı en sağlıklı çalıştıran eylemdir. Öyleyse bu iki durum yani argümanlar ve kavramlar, insanın kendini dışarıya açma ve anlatma için kullandığımız temel şeylerdir.

Soruşturan topluluk atölyesinde temelde bu iki yol derinleştirilip, ortaya konulmaktadır. Çünkü ifadeler veya yargılar üzerine düşünmek eleştirel düşünmenin temel taşıdır. Soruşturan Topluluk atölyelerinde ekolojik okuryazarlık başlığı altında hazırlanmış uluslararası bir yöntemle içerikler oluşturulmaktadır. Bu yöntem, bir öğrenme modeli olarak eğitim bilimlerinde de yer almaktadır. Burada öğretmen öğrenciye, kolaylaştırıcı katılımcıya bilgi vermez aksine sorular yoluyla düşünmesini sağlamaktadır. İnsanlarla diyalog yöntemiyle düşünme becerisi geliştirme fikri ilk kez Matthew Lipman ve arkadaşları tarafından 1974’te Montclair Üniversitesi (ABD) Çocuklar İçin Felsefeyi Geliştirme Entitüsü (The Institute for the Advancement of Philosophy for Children-IAPC) bünyesinde hazırlanan içeriklerle başlamıştır. 1992 yılından itibaren Avrupa’da Fransa, Hollanda ve İngiltere’de çocuklar için felsefeye yönelik çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. İngiltere’de kurulan Eğitimde Felsefi Sorgulamayı ve Yansıtmayı Geliştirme Derneği (Society for Advenced of Philosophical Inquiry Land Reflection on Education-SAPERE), ilgili alanda yayın yapmakta, her yıl düzenli uluslararası toplantılar düzenlemekte ve yeni fikirleri oluşturmaya devam etmektedir. Türkiye’de ise 1993’de Türkiye Felsefe Kurumu, bünyesinde “Çocuklar için Felsefe” birimini kurmuştur ve çalışmalar devam etmektedir (Çayır, 2021). Bu yöntem katılımcıların yukarıda bahsedilen kavram ve argümanlarını ortaya çıkaran sorgulayıcı bir yöntemdir. Sokratik yöntem olarak da anılan bu sorgulama faaliyetinde, sözsüz bir video seyredilir ve katılımcıların izlenen konu ile ilgili bir kavram oluşturmaları istenir. İzlenen videonun ekolojik okuryazarlık çerçevesinde, önceden belirlenmiş felsefi bir probleme hizmet ediyor olması önemlidir. Amaç, katılımcıların söz konusu felsefi problemdeki argümanları çıkarmaları ve diyalog yöntemiyle aralarında tartışarak görüşlerini derinleştirmeleridir.

Bu yöntem; problemi olduğu gibi ortaya koyan, tarafları belirli olan bir münazara yöntemi değildir. Sokratik yöntem ünlü filozof Sokrates’in herkesin bilgiye sahip olduğu argümandan hareketle ortaya koyduğu argümanından oluşturulmuştur. Bu argümana göre, insanlar bilgiye sahiptir. Bizler o bilgileri sadece hatırlatarak, sorular sorarak açığa çıkarırız. Bu yöntem temelinde, sorgulamayı yürüten kişi, yalnızca bilgilerin açığa çıkmasına yardımcı olan bir kolaylaştırıcı rolünde olmalıdır. Bilgileri veren, dikte eden bir tutum sorgulama ortamına ve ruhuna zarar vermektedir. Bu nedenle yapılan tüm çalışma boyunca kolaylaştırıcı, sadece argümanları daha belirgin hale getirerek ayrımları görünür hale getirmektedir. Eğer grubun argümanında bir düşünce hakimse diğer/aksi düşüncenin de oluşması için çeşitli çalışmalar yapar. Böylece grubun düşüncelerinde çeşitli gerekçeler ve farklı biçimlerle şekillenmektedir. Katılımcıların bazı temel argümanlarda derinleşmesine ve çözüm üretmek için akıl yürütmesine heveslendirilmesi yararlı olmuştur.

Sorgulama yöntemi üç aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşama; katılımcıların dikkatini çekmek amacıyla; kolaylaştırıcının ekolojik okuryazarlık içeriğinde sorgulama yapacakları bir zemin oluşturabileceği, sözsüz, dört veya altı dakikayı geçmeyecek bir video izletmesiyle başlar. Burada dikkat edilmesi gereken şey herhangi bir söz, başlık veya önceden katılımcıları yönlendirecek açıklamalar yapılmıyor olmasıdır.

Çünkü zihinler duyduklarına takılıp kalabilir. Oysa bu atölye içinde zihinlerin olabildiğince özgür kalması gerekmektedir. İkinci aşamada: katılımcıların izledikleri bu videodan hareketle zihinlerinde canlanan kavramları ikili gruplar halinde kalarak yazmaları istenir ve süre verilir. Süre sonunda ikili grupların oluşturdukları kavramlar tahtaya, duvara ya da katılımcıların tümünün görebileceği bir yere asılır ve sesli bir şekilde okunur. Üçüncü aşama; katılımcılar iki veya dört kişi şeklinde yeniden gruplanır ve gruplardan yine belli bir süre içinde izledikleri bu video ve katılımcıların yazdıkları bu kavramlar çerçevesinde soru hazırlamaları istenir. Nasıl bir soru istendiği örneklendirilmez ancak soruların niteliğine ilişkin açıklamalar yapılabilir. İstenilen soru kısa formlu ve yüzyıllarca tekrar tekrar sorulabilecek bir soru olmalıdır.

Katılımcılar soruları kağıtlara yazarlar ve bu sorular da kavramlar gibi görünür bir yere asılır ve sesli bir şekilde okunur. Bu aşamanın diğer bir parçası yapılan bu soruların hangisinin seçileceği ile ilgilidir. Katılımcılara tüm sorular okunduktan sonra oylama yaparak sorulardan biri seçilir ve bu seçilen soru gruba sorularak sorgulama başlatılır. Bu sorgulama boyunca ayrımlar belirginleştirilir ve grubun kendi arasında kurduğu kriterlere ulaşıldığında sorgulamanın beşinci aşamasına geçilir. Beşinci aşama; katılımcılardan tekrar soru hazırlamaları istenir. Ama bu sorular artık sadece önceki sorgulamadan çıkarılmalıdır. Çıkarılan son sorular da görünür bir şekilde asıldıktan sonra sorular okunur ve üçüncü aşamadan farkları üzerine konuşularak eve götürülecek bir sürü soru elde edilmiş olur.

Etkinlik sonunda, zihinlerde üzerinde yeniden düşünmelerini sağlayacak bir sürü kalmıştır. Felsefi bir sorgulamayı kıymetli kılan da bu aşamadır. Cevaplarla doyurulmuş katılımcılar değil sorularla meraklandırılmış insanlarla atölye sonlandırılır. Ekolojik okuryazarlık düşüncesinin zihinlerde çok yönlü merak uyandırmasıyla kişilerin gündelik hayatına dokunulması hedeflenmiştir.

Kaynakça

Cevizci, A. (1999). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Engin Yayıncılık.

Çayır, D. N. (2021). İlkokul için Uygulama Örnekleriyle Öğretmenler için Çocuklarla Felsefe (P4C) Rehberi, Ankara: Sonçağ Yayıncılık.

Elder, D. R. (2008). Eleştirel ve Yaratıcı Düşünmenin Doğası ve İşlevi. The Foundation for Critical Thinking.

Fisher, A. (2018) Gerçek Argümanların Mantığı. (Çev. C. Ö.-O. Akçelik), Ankara: İmge Kitabevi.

Jaspers, K. (1981). Felsefeye Giriş. İstanbul: Dergah Yayınları.

Lipman, M. (2003). Thinking in Education. United Kingdom: Cambridge Universty Press.

Loewer, B. (2012). 30 Saniyede Felsefe. Çin: Caretta Publishing

Kaynak: www.izmeda.org

 

Yorum Yaz