Adnan GÜMÜŞ, Murat BARDAKÇI’nın yazısına cevap veriyor:

Ağaçkakan “Felsefe Türkçesi”ni işitecek olsa hasedinden çatır çatır çatlar!

26.09.2018 – 02:14 | Güncelleme: 
Murat BARDAKÇI

Önce şu güzel, zarif, âhenkli, tantanalı, mânâlı, füsunlu, iç gıcıklayıcı, vesaireli şâheser ifâdeleri okuyup hatmederek Türkçemizi geliştirelim:

“…Söylenmiş olanlar Usun ereksel etkinlik olduğu söylenerek de anlatılabilir. Sözde bir Doğanın yanlış tanınmış düşüncenin üzerine yükseltilmesi, ve herşeyden önce dışsal erekselliğin yadsınması genel olarak Erek biçiminin saygınlığına gölge düşürmüştür. Gene de, Aristoteles’in de Doğayı ereksel etkinlik olarak tanımladığı anlamda, erek dolaysız ve dingin olandır, devimsizdir ki öz-devimlidir, ve böylece Öznedir. Onun devinme kuvveti, soyut olarak alındığında, kendi-için-varlık ya da arı olumsuzluktur. Sonuç başlangıç olanla aynıdır, çünkü başlangıç erektir; ya da, edimsel olan kendi Kavramı ile aynıdır, çünkü dolaysız olan, erek olarak, ‘kendi’yi ya da arı edimselliği kendi içinde taşır. Yerine getirilmiş erek ya da varolan edimsel ise devim ve açınmış ‘oluş’tur; ama tam olarak bu dinginliksizlik ‘kendi’dir; ve ‘kendi’ başlangıcın o dolaysızlık ve yalınlığı gibidir, çünkü sonuçtur, kendi içine geri dönmüş olandır, – kendi içine geri dönmüş olan ise yalnızca ‘kendi’dir ve ‘kendi’ kendisi ile bağıntılı özdeşlik ve yalınlıktır”.

“…Edim ancak içsel olarak benim tarafımdan belirlenmişse benim Amacım ve Niyetimdir. Edimde yalnızca bildiğim sonuçlardan sorumlu olmam Amaçtan Niyete geçiş kıpısını oluşturur.

Amaçta sonuçlar konusunda sorumluluğum ikircimli kalabilir. Niyet ise Eylemin ortaya çıkardığı sonuçların bilinçli olarak bana ait olduğunu gösterir.

Amaç Eylemin üzerinde etkili olduğu belirli-Varlıkta birçok sonuç getirebilir. Bunlardan hangisinin benim sorumluluğumda olduğunu Niyet belirler. Niyet kavramsal olarak Amaçta kapsanır, ve Niyet de bir Amaçtır. Ama Niyeti Amaçtan sonuçlardaki ‘bilme hakkı’ açısından ayrılır. Bu nedenle çocuklar, budalalar, deliler vb. durumunda hesap verme yeteneği dikkate alınır. (Niyette Amacın kıpı olarak kapsanması iki sözcük aralasındaki semantik benzerliği açıklar.)

Amacın tüm sonuçları bana saltık olarak değil, göreli olarak yüklenebilir. Bu Niyet için böyle değildir. Niyet saltık olarak bana aittir.

Biri insan öldürmüş olabilir, ve hiç kuşkusuz bunu amaçlamıştır. Ama gene de burada dışsal edimin Amacından ayrı olarak yakın zamanlarda ‘güdü’ denilen şey aranır, çünkü Güdü bilinçli olduğu düzeye dek Niyettir.

Amaç karşısındaki bütün belirli-Varlığın yalnızca tek bir noktasında etkili olmakla aynı zamanda bütünün kendisi üzerinde etkili olur. Amacın hedeflediği tikel nokta kendini evrensel olarak gösterir, çünkü dizgesel bir bütündeki tikellik olmakla o denli de bütün bir evrensel ile bağıntılıdır, kendinde evrenseldir”.

“…Tin şimdiye değin içinde varolduğu ve imgelediği dünya ile bozuşmuştur ve onu geçmişe gömme düşüncesini taşımaktadır. Bundan böyle kendi dönüşümünün emeği içindedir. Hiç kuşkusuz hiçbir zaman dinginlikte değildir, tersine her zaman ilerleyen devimi kavramıştır. Ama nasıl çocukta uzun dingin bir beslenmeden sonraki ilk soluk o salt nicel gelişimin dereceliliğini kırarsa -nitel bir sıçrama ve çocuk şimdi doğmuştur oluşumu içindeki Tin de öyle yavaş ve usulca yeni şekline doğru olgunlaşır”.

“…Tikellik ilkin genelde istencin evrenseline karşı belirli birşey olarak öznel gereksinimdir ki, nesnelliğine, e.d. doyumuna (a) şimdi başkalarının gereksinim ve istençlerinin eşit ölçüde mülkiyeti ve ürünü olan dışsal şeylerin aracılığı ile, ve (b) öznellik ve nesnellik yanlarını dolaylı kılan etkinlik ve emek aracılığı ile erişir. Emeğin ereği öznel tikelliğin doyumu olduğu için, ama başkalarının gereksinimleri ve özgür özençleri ile ilişkide evrensellik kendini geçerli kıldığı için, bu ussallık görünüşü bu sonluluk alanında Anlaktır, irdelemede herşeyin gelip dayandığı yandır ve bu alanın kendisinin içersindeki uzlaştırıcı öğeyi oluşturur”.

“…Bilginin Bilim olmasının iç zorunluluğu onun doğasında yatar ve bunun doyurucu açıklaması ancak felsefenin dizgesel betimlenişinin kendisidir. Dış zorunluluk ise, kişiden ve bireysel güdülerden gelen olumsallık bir yana bırakılarak genel bir yolda anlaşıldığı ölçüde, iç zorunluluk ile aynıdır, ya da,başka bir deyişle, zamanın kendi kıpılarının belirli varlığını sergileyiş şeklinde bulunur. Felsefenin Bilim düzeyine yükseltilmesi zamanının geldiğini göstermek öyleyse bu amacı güden çabanın biricik gerçek aklanışı olacaktır, çünkü bunu yapmak amacın zorunluluğunu tanıtlayacak, üstelik aynı zamanda onun yerine getirilmesi olacaktır”.

“…Gerçek bütündür. Bütün ise ancak kendi gelişimi yoluyla kendini tümleyen özdür. Saltık üzerine söylenmesi gereken onun özsel olarak sonuç olduğu, gerçekte ne ise ancak erekte o olduğudur; ve doğası, e.d. edimsel, özne, ve kendisinin kendiliğinden oluş süreci olmak tam olarak bunda yatar”.

“…Koşulsuz buyruk, pratik aklın özerkliğinin, yani akılsal istencin kendisi yoluyla belirlenmesinin anlatımı olmalıdır. Evrensel olarak geçerli bir yasa olmalıdır. İstenç ancak ona kendisi tarafından verili bir yasayı gerçekleştirdiğinde özerktir. Koşulsuz buyruk itkilere, güdülere göre değil düzgülere/maximlere göre ve akılsal olarak isteyen tüm insanlar için evrensel yasama olacak şekilde, eylememiz gerektiğini söyler. KENDİSINDEN EYLEDİĞiN DÜZGÜ/MAXİM ISTENCİN YOLUYLA EVRENSEL BİR DOĞA YASASI OLACAKMIŞ GIBi EYLE”.

“…Özgür ve gerçek düşünce kendi içinde somuttur ve böylece İdeadır; ve bütün bir evrenselliği içinde ise genelde İdea ya da Saltıktır. Bunun bilimi özsel olarak dizgedir, çünkü somut olarak Gerçek yalnızca kendini kendi içinde açındırarak ve birlik içine getirip bir arada tutarak, e.d. bütünlük olarak vardır ve ancak ayrımların ayırt edilmeleri ve belirlenmeleri yoluyladır ki bütünlüğün zorunluluğu ve bütünün özgürlüğü olanaklıdır”.

TALEBEYİ ALLAH KORUMUŞ!

Hiçbirşey anlamadınız değil mi, Vallahi ben de anlamadım!

Peki, saksağanı yahut ağaçkakanı bile kıskandırıp “Ben niçin böyle takırdayamıyorum?” dedirtecek derecede hırıltılarla dolu bu ifadeler neyin nesidir biliyor musunuz?

Felsefe Türkçesi imiş!…

Türkçe olduğu iddia edilen bu cümlelerden bazılarını üniversitelerimizdeki felsefe bölümlerinin ders notlarından, bir kısmını da felsefî yayınlardan aldım…

Haberlere göre üniversitelerin felsefe bölümlerine yapılan başvurular ülke çapında yüzde 56 oranında azalmış, bunun üzerine bazı bölümlerin kapanması ihtimali başgöstermiş ve felsefe hocaları feryad ü figan ediyorlarmış…

Üniversitelerin en işe yaramaz bölümünün bile kapanacak olması tabii ki üzüntü verecek bir hadisedir ama maalesef söylemeden edemeyeceğim:

Öğrenciyi “ders” niyetine böyle gevelemelere mahkûm olmaktan Allah korumuş Allah!

https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/2155621-agackakan-felsefe-turkcesini-isitecek-olsa-hasedinden-catir-catir-catlar

 

Adnan GÜMÜŞ bu yazıya nasıl cevap vermiş?

Murat Bardakçı’ya not: Ağaçkakan neden ağaçkakandır?

Murat Bardakçı, yazısında öğrencilerin üniversitelerin felsefe bölümlerine gitmemesine dolaylı destek veriyor.

28 Eylül 2018 19:39
Adnan GÜMÜŞ

Murat Bardakçı; “Ağaçkakan ‘Felsefe Türkçesi’ni işitecek olsa hasedinden çatır çatır çatlar!” başlıklı 26 Eylül tarihli köşe yazısında, felsefeciler arasında da çeviri ve yazılarının anlaşılırlığı eleştiri konusu olan birkaç kişinin çeviri veya yazısından örnek vererek Türkçelerini eleştirmiş. Buraya kadar bir sorun yok. Bundan sonrası ise hem içerik hem mantık açısından ne yazık ki sorunlu bulunuyor, “felsefe” bölümlerinin kontenjanlarının dolmayışından onların “gereksizlikleri” ile ilgili bir imada (çıkarımda) bulunuyor: “Üniversitelerin en işe yaramaz bölümünün bile kapanacak olması tabii ki üzüntü verecek bir hadisedir ama maalesef söylemeden edemeyeceğim: Öğrenciyi ‘ders’ niyetine böyle gevelemelere mahkûm olmaktan Allah korumuş Allah!”

Bardakçı; “iyi ki bu bölümlere öğrenci rağbet göstermiyor” imasında bulunuyor, öğrencilerin bu bölümlere gelmemesine dolaylı destek veriyor.

Yıllardır fizik, kimya, matematik, istatistik bölümleri boş kalıyor. Ziraat, jeoloji ve maden mühendislikleri gibi en temel mühendisliklere tercih yok gibi. Sanat bölümleri en az rağbet gören bölümler arasında. Bu sene felsefe bölümü kontenjanları da dolmadı. Tüm bu bölüm ve bilim dalları, matematik ve felsefe gereksiz mi? Tefecilik, borsada oynama, kolay yoldan para kazanma, geleneğe iktidara oynama dışında bilgi, bilim, felsefe, sanat, uzun erimli sosyal ve insani kalkınma, bilim ve teknoloji yatırımları değersiz mi?

Bu sonuca kimler, hangi propaganda ve uygulamalar yol açıyor?

Felsefe mezunlarının temel çalışma alanlarından biri eğitim öğretimdir. Liselerde psikoloji ve sosyoloji dersi zorunlu müfredattan çıkarıldı (hiç psikoloji ve sosyoloji dersi görmemiş bir lise mezunu olabilir mi?). MEB önümüzdeki 5-10 yıl felsefe öğretmenine ihtiyaç duyulmayacağını açıkladı. Hükümet ve YÖK herhangi bir fiziki ve akademik altyapıyı dikkate almaksızın sürekli tabela üniversitesi ve bölümler açtı. Daha birkaç yıllık bölümlere hem birinci hem ikinci öğretime bol bol öğrenci (yeni açılmış bir bölüme 100-150) kontenjanı verdi, hatta buna zorladı. Açıköğretimi üçe çıkardı ve bol bol kontenjan tanıdı. Öğretmenlik sertifikalarının herkese dağıtılmasını istedi. Bunları ne yazık ki çoğu kez oy getirmesi uğruna yaptı (öğrenci veli kolayca diploma sertifika alsın diye yaptı).

Geldiğimiz nokta ortadadır. Gelinen bu noktadan benim de mensubu olduğum akademik camia da ciddi olarak sorumludur, gerekli uyarıları yapmadığı ve direnci göstermediği için sorumludur.

İbn Sina’dan aktarırsak; felsefe doğru bilginin, doğru hükmün, doğru eylemin en temel şartlarından birini oluşturuyor. Bir toplumun doğru bilgilenmesi ve bilinçli bir toplum olabilmesi için bilimsel bilgi şart bulunuyor. Bilgi bilim yoksa, felsefe (bilgi sevgisi, bilgi arayışı) yoksa geriye propaganda, safsata ve cehalet kalır.

PISA sonuçları eleştirel düşünceden, felsefe ve sosyal bilimlerden, akıl yürütmeden başarısız olduğumuzu (okuduğumuzu anlamadığımızı), fen ve matematikten de döküldüğümüzü ortaya koyuyordu. Bardakçı’nın yazısı da neden bu halde olduğumuza dair bir gösterge oluşturuyor.

Ağaçkankan neden ağaçkanandır, insanı insan yapan hasletler nelerdir? Ağaçkakanın sivri gagalı oluşu veya böyle bir evrim geçirmesinde, kabukların altında barınan tırtıl ve böceklerle beslenmek için ağaç kabuklarını gagalamasında türsel özelliği olarak bir gariplik var mıdır? İnsanın aynı zamanda felsefeye yönelmesindeki gariplik nedir? Felsefeye, bilime, sanata yönelmeyen bir kişi veya toplum hangi türe girer? Taksonomisi ne olur?

https://www.evrensel.net/haber/362441/murat-bardakciya-not-agackakan-neden-agackakandir

Yorum Yaz